Thursday, March 1, 2007

TARİHİN SONU MU ? (II)

Tüm dünyada yarattığı yankılarla,günlerdir medyada yer alan, olumlu olumsuz tepkilerle hala gündemimizden düşmeyen Putin; bu çıkışıyla nelerin altını çizdi, çok sesli ve çok uluslu koromuzdan ne tür nağmelerin dökülmesine yol açtı.Ulusal ve uluslararası medyanın her türünde dile gelen reel-nağmeler,dinleyenlerinin duygularını okşasa da, akıllarını karıştırıp,şaşırttı. İnsanların daha dün dinlediklerinde dile gelen düşüncelerin, temel dayanağı :
1990'larda çok tutulan, dünyanın tek bir süper güçle daha yaşanılır bir yer olacağı düşüncesiydi. Bu fikir, tek kutuplu dünyada hâkim devletin, küresel çıkarları ve sorumluluklarının peşinde, güvenlik, istikrar ve serbest ticaret gibi herkesin yarar sağlayacağı koşulları üreten bir aktör olarak hareket edeceği iddiasına dayanıyordu.( 19.02.07.David Clark.Radikal) bu ve benzeri yaklaşımlardı.
Ve gene dün bizlere neler söylenmiş, nelere inandırılmışdık.
Soğuk savaşı bitiren temel faktör kapitalist sistem karşısında sosyalizmin başarısız kalarak rekabet edemez hale gelmesi olduğu söylendi. Kapitalist sistemin “rakipsizliği” bir yana “tarihsel olarak haklılığı”na da inandırıldık… Varşova paktının dağılması, Amerika'nın rakipsiz hale gelmesi, Rusya'nın Dünya Bankası kredilerine ve IMF reçetelerine muhtaç duruma düşmesi ABD'nin sadece rakipsizliği ve hegomonik gücü son derece sempatikleştirilerek dünya barışı adına 'reddedilemezliği' medyatik bombardımanla kafalara işlendi. ( Akif Emre 13.02.07 YeniŞafak )
Dünya medyasında KÜRESELLEŞME ve İMPARATORLUK aryalarını kah ayrı olgularmış gibi dillendirerek, kah birlikte harmanlayıp, yorumlayarak bizlere dinleten ve yıllardır kafalarımızı bulandıranlar,şimdi de Putin` in akordu bozan çıkışından etkilenerek, sazlarını yeni duruma ayarlamaya çalışıyorlar. Hepimiz bu hegemonik gücün pervasız ataklarıyla, şok üstüne şok yaşarken; medyada yer alan, çok yönlü ve farklı beklentilerin altını çizen, yaklaşımlara da kısaca değinmekte yarar var.Bu evrede yaşadığımız manzarayı mümkü olan boyutları ve derinlikleriyle kavramamızın ve görünmez eli mümkün olan tüm renkleriyle görünür kılmamızın olanaklı olduğuna inanıyorum.Çok ağır bedeller ödeyerek yaşamımızı sürdürmemize neden olan remil atarak yolumuzu bulmaktan, sözde(!) rotalar çizmekten nasıl kurtulabiliriz? Bunun üzerinde, birlikte düşünebilmek için,birbirimize doğru adım atmamızın, münazaranın ( tartışmanın) yerine, müzakereyi (konuşmayı) oturtmanın gereğine inanıyorum.
Bu çerçevede,Putin in çıkışı üstüne yapılan değerlendirmelerde ortaya çıkan ve üzerinde konuşulması gereken önemli noktaların altını çizmek için, alıntıları irdelemeye devam edelim.
Örneğin,19.02.07 tarihli Radikal gazetesinin The Guardian gazetesinden naklettiği makalede David Clark :” Doğru, fakat bu sözleri Rus liderden duymak da tuhaf. Eleştirilerinin neredeyse hepsi, öyle ya da böyle Putin yönetimi hakkında da söylenebilir. ABD'nin terörle savaş biçimine yükleniyor, ama Çeçenya siyasetinin acımasızlığı, Guantanamo'daki ihlalleri solda sıfır bırakır. Komşularını enerji kesintileri, ticaret ambargoları ve yerel isyanları desteklemekle korkutması, Putin'in dem vurduğu diplomatik ilkelerle taban tabana zıt. “ derken, Rusya`ya senin de dibin kara, ama tek süper güçle de ancak buraya kadar, (böyle ağır bedellerle yürür bu sistem, benim ilavem) diye ekliyor. Ve güçler dengesinin kapitalist sistemin bu evresi için bir zorunluluk olduğunun altını çiziyor.
Akif Emre de, adı geçen makalesinde: “ Şimdi esas soru şu: Rusya gerçekten Amerika'ya karşı meydan okuyabilir mi? Soğuk savaş döneminde olduğu gibi Amerikan gücünü dengeleyici bir rol üstlenebilir mi? Benzer soru Çin için de geçerli. “ derken,yazısının devamında: ” Önce şunu tespit etmek gerekiyor: artık ne Rusya ne de Çin soğuk savaş dönemindeki ülkeler değiller. diye ekliyor.
Sistem için bir güç dengesinin gereğini o da vurguluyor.Ancak soğuk savaş döneminde Rusya ve Çin’i sistemin dışında görüp, sistemi gererek dengeleyen bir kutup olarak, değerlendirirken; bugün sisteme entegre olmuş ,ancak Amerika’ya fren etkisi yapacak bir güç olarak görüyor.Aradığı ise,bir sistem eleştirisi yada alternatifidir (!).
Bu gün durum çok daha farklı: Rusya tamamen serbest piyasa ekonomisine geçerek ideolojik ve sistem olarak zaten Batıya entegre olmuş durumda. Çin ise ekonomik olarak kapitalist siyasal olarak hala eski alışkanlıklarını devam ettiriyor. Rusya'nın itirazı artık dünya dengeleri içinde kendinin de hesaba katılması gerektiğini ilan etmekten ibaret. Tarihi Rus ideası ve imparatorluk özlemleri/deneyimi göz önüne alındığında bu anlaşılabilir.. Durum bu olunca Rusya'nın küresel kapitalizmin ulus-devletleri de kullanarak ve sınırlarını aşındırarak yayılmasına temelden itirazının olması düşünülemez. Sistem içi bir rekabet söz konusu olabilir ancak. Bazı çevrelerin Şangay oluşumundan büyük beklentilere girdiği gibi Rusya'nın bu çıkışından da umutlanacaklar olabilir. Rusya'nın Amerikan muhalefeti sınırlı alanlarda bir fren etkisi yapsa da kökten bir sistem eleştirisi olmaktan, alternatif geliştirmekten uzaktır.
Kapitalizme kapılanmış bir Rusya'nın Amerikan muhalefetinden fazla umutlanmaya gerek yok. Belki belli alanlarda frenleyici olursa onu da kar bilin.

Bu satırlarla bitirdiği yazısında, Sayın Emre sisteme bir eleştiri ve alternatif beklentisi içinde olduğunu, ama ne Rusya, ne de Çin’in buna aday olmadığını söylüyor.Bu yaklaşımlar ve daha sonraki bölümde değineceğimiz diğerleri, kaçınılmaz olarak aklımıza şu soruyu getiriyor.Bu çıkıştan beklentimiz; sisteme bir alternatif olabilir mi?.Bütün bu karmaşık ve karışık bilgi ve tarif yığını içinde yaşadığımız gerçekliği nasıl kavrayabiliriz?.Gerçekliğe, her köşebaşından farklı gözlükle bakan ilmin, bilimin sözde kavramlarıyla ulaşmanın mümkün olmadığını da yaşıyoruz. Yoksa önceliğimiz, sistemi ve içinden geçmekte olduğumuz ve acılarla yaşadığımız,sistemin bu küreselleşme denen evresini ,tüm öznel belirlemeler, kavratmalar(!) , vaaz etmeler(!) ötesinde; 'birlikte,iyice nasıl kavraya biliriz'i düşünmek midir?
Ve birlikte düşünebilmenin, konuşabilmenin yollarını bulmak , ortamını yaratmak mıdır?

Yurdaer Erşan