Wednesday, March 4, 2015

DÜNYAMIZA MİNAREDEN BAKANLAR

I. bölüm: GÜÇ İLİŞKİLERİ ve GÜÇ KAVGALARI
Temsili demokrasi dünyamızda güç devşirmenin yolları

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, yaşadığımız dünya gerçekliğini , kendi gerçekliği ile bağlantılı ve ona göre tutarlı kılmak isteyen herkes, her güç odağı ve onun  ideologları, kendi ortak çıkar pencerelerinden bakarak bu gerçekliği kavramak ve kavranılır kılmak istiyorlar. Bu zeminde oluşturulup, tanımlamaya ve dayatılmaya çalışılan  türlü çeşitli gerçeklik algıları, ne olup bittiğini anlamaya kavramaya çalışanların zihnini, aklını bulandırarak, insanı, önünü göremeyen , aklını toparlayıp diline dökemeyen, kafadan oltaya çengellenmiş balık gibi, yakalayanın torbaladığı, bir alığa çeviriyorlar.

İçinde yaşadığımız “güç ilişkileri” dünyasında , yüzer gezer olan bizler, ya yakalandığımız torbada keklik ya da oltadan sepete düşen balık gibi, oynanan “temsili demokrasi” oyununda, rol alan güç odaklarının, onların siyasal partilerinin oy tabanına döşeniyoruz, giderek o zeminde kemikleşiyoruz. Tüm hiyerarşik yapılanışıyla üstümüzde yükselen, bizleri oyuna getiren, böylece oyuna katan bu güç odaklarının ilk hedefleri, Partilerini güçlü kılıp, iktidar denen nimeti ele geçirmek, ganimet bildikleri ortak toplumsal gücümüze hükmetme yetkisine sahip olmaktır.

 Bunun için, bulandırdıkları suda balık avlayan siyasal güç odakları, partilerine güç devşirebilmek, ve de oylarını artırabilmek için , toplumu  meşreplerine göre öbek öbek ayrıştırırlar, parça parça birbirine katarlar.Ancak bu yolla devşirebildikleri güçle, oyundaki konumlarını ve rollerini belirleyebilirler.Ya iktidar ya muhalif rolünde, temsil etmek iddiasında oldukları sınıfların , çıkarların, kısaca sınıf kavgasının içinde,  esas görevleri olan, sistemin çarklarının dönmesine hizmet ederler.
Dünden bugüne
Kabaca, dün hayvan güden Çobanların elinde, gücün simgesi olan sopa, insanın hayvanlar üzerindeki iktidarının aracıydı. Gelişim tarihimizin bir döneminde, insan toplumlarınca yaratılan ortak gücü ve becerileri eline geçiren, hatta zorla sahiplenen birileri çıktı ortaya. Daha gelişkin bir belirlemeyle yumuşak ve sert biçimleriyle sahiplendikleri bu güçlere dayanarak bunlar, güç ilişkileri düzenini biçimlendirdiler.Bu yeni düzende, güçlülerin hükmetme, gütme aracına dönüşen ve iktidarlarını, güçlerini temsil ediyordu sopa.
 Giderek sopaları, asaları, köleleri, kulları ve tebaaları ,  sancak ve marşlarıyla,  Efendilerin, Beylerin, Kralların, Sultanların, Şahların, Padişahların vb. düzenlediği güç ilişkileri ve güttükleri bu güçler, onların toplumsal yapılanmalarını, beyliklerini , devletlerini, imparatorluklarını oluşturmuştu.
 Zamanla niteliksel ve niceliksel olarak gelişen ve değişip dönüşen bu güçlerin,  güç ilişkilerinin sonucu, son kullanma tarihi çoktan biten, doğrudan iktidarı temsil eden taçlara, asalara, sopalara ,kul, köle ve tebaaya dayalı bu tür  devlet ve imparatorlukların yerini, sanayi toplumuyla birlikte modern ulus devletler ve onların aygıtları ve sembolleri ve yurttaşlar aldı.En önemlisi toplumun çatışan ve birbirini kıran güçlerinin, sınıflarının yerini, seçtikleri temsilcileriyle ve onlarda temsil ettikleri güçleriyle  uzlaşmalarının ortamı olan meclisleri, parlamentoları vb. yarattılar.Yasama, Yürütme ve Yargı, gücünü birbirinden ayırarak, toplumsal gelişimi sağlıklı bir ortak aklın yönetimine vermek istediler.
O günden  bugüne kadar süren tüm güç ilişkileri dünyasında, büyük kayıplarla da olsa önemli dönüşümler gerçekleştirildi.  Bizlerin oyuyla seçilip, bizlere vekaleten ve bizi temsilen, belirli bir dönem için iktidarı teslim alan bu güçler, toplumsal gücümüze hükmetmenin aygıtı olan, Devlete, Devlet babamıza da vasi oldular.Bu siyasal  güçler, giderek değişen ve dönüşen toplumsal güçleri doğrudan vesayet altında tutan, temsil eden, yeni güçler oldular. Bu güçler, kılavuzları ve temsilcileri oldukları toplumsal güçlerin  gelişimine bağlı olarak, onların güdümünde kendilerine yetersiz gelen yaşam alanlarını , dünyayı kana bulayan kavga dövüşlerle yeniden, yeniden paylaştılar.Paylaşım savaşlarında ağır kayıplar verdiler.Ancak, böylece Gücün yeni hiyerarşisini de , düzenini de kurabildiler.
parsellenen dünyada
Her bir parselde giderek boy atan ulus devlet de, gelişen güçleri ve ilişkileri içinde sopayı, iktidarın gücünü, eline vereceği otoriteyi, bu dünyasal güç hiyerarşisinin yakın gözetimi altında, temsili demokrasi oyununun türlü çeşitli biçimlerinde  belirleyerek, iktidarına oturttu. Sistem, bu ulus devlet güçlerin gelişmişliğine ve ilişkilerine bağlı olarak,yarattığı hiyerarşi içinde, dünyayı birbirine entegre etmek, bütünlemek, kısaca küreselleşmek zorundaydı. Neden ?...Giderek gelişen sistem, ona hükmeden kainatın aklı, bunu dayatıyordu da ondan. Sistemin çıkarlarına bağlı olarak biçimlenmiş bu  ulus devletlerde  sistemin geliştirdiği güçler, yaşadıkları dönüşümler  sonucu, kaplarına sığamaz, var olan ilişkiler ağında yaşamlarını sürdüremez hale geldiler. Güçler arasındaki geçmiş ilişki modellerinin yetersizliği, gelişen insan aklı ve ürünlerince dayatılan yeni ilişkiler düzeninin zorlamaları sonucu, gücün değişim ve dönüşüm süreçlerinde tıkanmalar yaşanmaya başladı. Bunun yarattığı bunalımlar ve yıkıcı krizleri, yeni ve daha gelişkin bir yapılanmanın, daha verimli bir değişim ve dönüşümün sürecinin, “entropi”si daha düşük bir yeniden üretim düzeninin peşine düştüler..

Tüm dünyada, sistemin giderek birbirine entegre ettiği, üretici, yaratıcı güçler, yani insanlar, birbirini boğazlayarak da olsa, düşe kalka da olsa, böylece daha insanca bir dünyada “ İNSAN GİBİ” yaşamanın, yolunu arar oldular.Bu yolu bulmak için ne kadar ağır bedeller ödediklerinin de farkına vardılar.Onları parçalayan Sistemi ve  de kendilerini, yeniden keşfe koyuldular.Küreselleşerek bütünlenen Sistem, aynı süreçte parçaladığı, sınıflara böldüğü insanın da yeniden bütünlenmesinin, gereğini ortaya çıkardı. O’nun  varoluşu ile ilgili tüm alanlarda, karar süreçlerine katılımını, giderek kavranılması gereken bir zorunluluk olarak dayattı.
Dönüp dolaşıp keşfedilen aklın yolu
Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’deki gelişmelerde de artık, bu yaşananların, dayatanların Sistemin değişim ve dönüşüm zorunluluğundan kaynaklandığı açık.  Yaşadığımız bu süreç, Temsili Demokrasi oyununun, bu çok partili Parlamenter düzenini, artık afişten kaldırmayı gündemimize getirdi.
Tüm Dünyada çeşitli, dalgalanmalar ve krizlerle sarsılarak, yol aldığımız bu gemide, oy verirken bile gerçekten söz sahibi olamadığımız, bizi  yönetenlerin saltanatına, bize, toplumumuza verdikleri zararlara, bizlere ağır toplumsal maliyetler   getiren bu baştankara gidişe nasıl bir son verebiliriz? Geleceğimizle ilgili alınacak tüm kararlara, kapsama ve kavrama alanımızı geliştirerek, bilgi birikimimizi artırarak, bizi bütünleyecek bir sosyal yeniden yapılanmanın yolunu nasıl açacağız. Toplum olarak oluşturmamız gerekecek,  ortak kararları, ortak aklı, gerektirdiği hızla, nasıl bir yapılanma içinde gerçekleştirebileceğiz? Bu ortak akla, mümkün olan ortak kararlara göre davranabilecek ve denetlenebilecek, bunları kısa sürede hayata geçirmenin pratiğini yapacak yetenekte, bir yürütmeyi nasıl düzenleyebiliriz ? Yasama, Yürütme ve tüm bu yeni  toplumsal ilişkilerdeki, insan ve toplum yararını gözetecek Yargı arasındaki ilişkileri, nasıl bir yapılanmada düzenlenecek

Dünyada bu yolda yaşanan değişim ve dönüşümler ile ülkenin gerçekliği göz önünde tutularak dikilecek bu elbiseyi toplum nasıl  tasarlayacak, nasıl biçecek ve toplum nasıl, ne zaman giyecek?.
Bunu da, çizilen bu genel perspektife bağlı olarak Ülke somutunda irdelemek, gelecek  ikinci yazının konusu olacak.

Yurdaer Erşan                                                                  18.02.2015