Thursday, May 28, 2009

Cumhuriyet

"Ciddi bir sosyal kriz olasılığı var"
Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, İspanya'da bir gazeteyle yaptığı söyleşide finansal krizin, ekonomik krize dönüştükten sonra ciddi bir insani ve sosyal kriz olasılığının bulunduğu söyledi. Zoellick, "Büyük bir finansal kriz gibi başlayan olay, çok derin bir ekonomik krize dönüştü ve şimdi büyük bir işsizlik krizine doğru gidiyor" açıklamasında bulundu.
ANKA
Madrid- Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, İspanya'nın en büyük gazetesi El Pais ile yaptığı söyleşide, küresel kriz ve etkilerine ilişkin sorularını yanıtladı. Zoellick, finansal piyasaların bir miktar toparlandığını, bazı gelişmiş ve yükselen ülkelerde borsaların çıkmaya başladığını kaydederek "Ancak dikkatli olmak lazım çünkü üretim kapasitesi kullanımı hala çok düşük olmayı sürdürüyor ve bu bir alarm sinyalidir" dedi.
Daralmanın frenlendiği için G-7 ve G-20 maliye bakanlarının bir miktar rahatlama işaretini verdiğini de belirten Zoellick, büyümenin düşük veya negatif olsa da senaryonun daha az kötü olduğunu söyledi. Buna karşın Zoellick "Siz ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Hiç kimsenin kesin olarak bilemeyeceği, çok yüksek bir belirsizlik ve risk var. Ve gelişmeye odaklanan, uluslararası finansal bir kuruluş riskleri görmezlikten gelemez" karşılığını verdi.

"Birçok risk var"
Dünya Bankası Başkanı, "En tehlikeli riskler nedir?" sorusuna da, "Birçok. Ancak belki en başlıca risk, finansal sistemi reabilite etmeyi sürdürme gereğidir: ABD bu yönde adımlar attı ancak hala tüketici kredileri, kredi kartları veya emlak sektörü ile ilgili ciddi zorlukları olan bankalar var" karşılığını verdi.
Krizin Doğu Avrupa'da yarattığı sorunlara değinirken de altı büyük Avrupa bankasının, bölgenin finansal sisteminin yüzde 90'ını oluşturduğuna işaret ederek, bu bankaların sermayelerini geri çekmesi halinde etkisinin "çok olumsuz olacağı"nı söyledi. Bu nedenle bu bankalara 31 milyar dolar sağladıklarını, AB'nin de 20 milyar doları bulacak bir katkısı olduğunu söyleyen Zoellick, toparlamanın ne zaman başlayacağı ilişkin bir soru üzerine de şu değerlendirmesini yaptı:

"Sanayide kullanılmayan büyük bir kapasite var, işsizlik artıyor""Bazıları 2009 sonunda, bazıları 2010 başında diyor. Ne olursa olsun, uzun bir süre düşük düzeyde bir toparlama olacak çünkü sanayide kullanılmayan çok büyük bir kapasite var ve işsizlik artmaya devam ediyor. Ve bu popülist ve korumacı politikalar için çok uygun bir ortam oluşturuyor. Yükselen ülkeler arasında da büyük farklılıklar var."
Robert Zoellick, 1930 yıllarına benzer bir çöküşün tekrarlanmasının olasılığının "düşük" olmakla birlikte sıfır olmadığını vurgularken de o yıllara göre en büyük iki farkın, bu defa çok aktif olan merkez bankaların reaksiyonu ve o dönemde piyasaları kapatan korumacılık olduğunu söyledi. Zoellick, 1930 yılları gibi bir çöküşün olasılığına inanmamakla birlikte yine "olursa korkunç olur" dedi.
Artan işsizliğe dikkat çekilerek "Sosyal bir kriz riski görünüyor musunuz?" sorulması üzerine Zoellick, "Olabilir. Büyük bir finansal kriz gibi başlayan olay, çok derin bir ekonomik krize dönüştü ve şimdi büyük bir işsizlik krizine doğru gidiyor. Eğer önlem almazsak, çok önemli siyasi etkileri olan, ciddi bir insani ve sosyal kriz haline gelme riski bulunuyor" uyarısını yaptı.

"Kırılganlık fonunu oluşturmaya çalışıyoruz"
Dünya Bankası Başkanı, küresel bir ekonomin bulunduğu için "ABD büyümese, Meksika ve Orta Amerika büyüyemez. Avrupa tünelden çıkmasa, bunun Afrika ve dünyanın geri kalan kısmı için olumsuz etkileri oluyor. Bu nedenle ilk olarak paraların canlandırma planlarına yönlendirilmesi ve bankaların toksit varlıklarının temizlenmesi mantıklıdır" diye konuştu.
İkinci adımın ise, gelişmekte olan ülkelere daha çok yardım sağlanması için baskıyı sürdürmek olduğunu vurgulayan Zoellick, söyleşi sırasında bir "Kırılganlık Fonu"nu oluşturmaya çalıştıklarını, bu fona hükümetlerin canlandırma planlarının yüzde 0.7'siyle katkıda bulunacağını, bunun da 12-13 milyar dolarlık bir gelir anlamına geleceğini, buna ek olarak da Almanya, Japonya ve belki İsveç'ten para eklenmesi gerektiğini söyledi.
Robert Zoellick, G-20 ülkelerinin son toplantılarına değinirken de Londra toplantısının canlandırma planları veya korumacılık tehlikesi konularında çok olumlu çözümler getirdiğini belirterek, bundan sonra da Eylül ayında New York'ta yapılacak olan toplantıda ise kalkınmakta olan ülkelerin spesifik ihtiyaçlarına odaklanması gereğinin altını çizdi.
24 Mayıs 2009

Yorum
“Büyük bir finansal kriz gibi başlayan olay,çok derin bir ekonomik krize dönüştü ve şimdi,büyük bir işsizlik krizine doğru gidiyor. Eğer önlem almazsak,çok önemli etkileri olan, ciddi bir insani ve sosyal kriz haline gelme riski bulunuyor.” diye, ciddiye alınması gereken bir uyarıda bulunan Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick’in verdiği, verebildiği bu alarm neden bizim gibi, gündelik yaşamayı seçmiş olanları rahatsız etmiyor. Reel dünyanın siyasetcileri, reel dünyanın sektör yöneticileri, yaşadığımız dünyanın görünen gerçekliği içinde, gününü yaşayan bizler, neden daha derinden bakamıyoruz, olup bitene? Neden görünenin arkasından geleni görüp, kavrayamıyoruz?.
Yaşananları betimlemeye çalışan iktisatcılar dünyasıyla, birbirini bütünleyen bir seyirci kitlesi oluşturuyoruz.Neyi seyrediyoruz? Elbette bize seyrettirileni.Merakla da izliyoruz..Sürekli değiştirilen gündemler nedeniyle, alarm seslerini de pek duyamıyoruz. Duysak da, hala krizin sistemsel boyutu ve yapısal derinliği, bildiklerimizin ötesindeki insani boyutu hakkında, sunulan bilgilerle sınırlıI olarak, olan biteni ve krizi algılıyor ve varoluşumuzu etkileyen, yıpratan tehlikeyi umursamıyoruz. Sistemin bütününde ve de parçalarında, yetkili ve etkililer, hala bizlere ipteki cambazı seyrettirme ve kendileri de, işi götürme peşinde! Tıpkı dün olduğu gibi.Sanıyorum, bugünden yarına durum, hepimiz için çok farklı olacak!
Yurdaer Erşan

Saturday, May 16, 2009

Cumhuriyet


Global ilişkiler formu kuruldu


Türkiye'nin farklı alanlarda yetiştirdiği, uluslararası platformlarda Türkiye'yi temsil etmiş kırk akademisyen, büyükelçi, sanatçı, silahlı kuvvetler mensubu, siyasetçi, hukuk insanı, basın mensubu, iş insanı ve bürokrat, Global İlişkiler Forumu (GIF) adıyla bir dernek kurdu.


Global İlişkiler Forumu (GIF) derneğinden yapılan yazılı açıklamada, GİF'in, dünyada hızla değişen dinamiklerin Türkiye'ye ve insanlığa azami fayda sağlamasına ve bu gelişmelerin oluşturacağı tehditlerin asgariye indirilmesine destek olmak amacıyla kurulduğu belirtildi.GİF'in ilk Genel Kurulu'na kadar geçici olarak görev yapacak Yönetim Kurulu, Rahmi M. Koç'un başkanlığında, Hanzade Doğan Boyner, Hasan Çolakoğlu, Metin Fadıllıoğlu, Memduh Karakullukçu, Sönmez Köksal, Gülsün Sağlamer ve Özdem Sanberk'den oluşturuldu. Global İlişkiler Forumu Kurucu Üyeleri ise şu isimlerden oluştu:
''Vural Akışık, Piraye Antika, Pekin Baran, Süher Pekinel Baran, Fatih Birol, Edip Başer, Aslı Başgöz, Feyyaz Berker, Gülsün Bilgehan, Hanzade Doğan Boyner, Yılmaz Büyükerşen, Yavuz Canevi, Hikmet Çetin, Hasan Çolakoğlu, Salim Dervişoğlu, Ömer Dinçkök, Ali Doğramacı, Turgay Durak, Bülent Eczacıbaşı, Tarhan Erdem, Metin Fadıllıoğlu, Cemal Kafadar, Vili Kamhi, Memduh Karakullukçu, Üner Kırdar, Rahmi M. Koç, Cem Kozlu, Sönmez Köksal, Muhsin Mengütürk, Gülru Necipoğlu, Altan Öymen, Ersin Özince, Gülsün Sağlamer, Özdem Sanberk, İlter Türkmen, Rıza Türmen, Tomris Türmen, Solmaz Ünaydın, Rona Yırcalı ve Volkan Vural.''
Açıklamada, dünyada ekonomik, teknolojik, sosyal ve kültürel gelişmelerin uluslararası kuralların yeniden yazılmasını, kural ve kurumların yeniden yapılanmasını zorunlu kıldığına işaret edilirken, ülkelerin, yeni kural ve kurumların kendi lehlerinde oluşması için çaba gösterdiği hatırlatıldı.
Öncü ülkelerde resmi inisiyatiflere entelektüel katkıda bulunan ve diğer ülkelerdeki muadil kurumları ikna ederek, destek veren yapıların mevcut olduğu ifade edilen açıklamada şunlar kaydedildi:
''Global İlişkiler Forumu bu süreçte, dünyadaki değişimin gerektirdiği uluslararası inisiyatiflerin alınmasında Türkiye'nin, etkin, saygın ve öncü uluslardan biri olmaya devam etmesi için gerekli bilgi, analiz, ulusal veya uluslararası tartışma platformlarını sağlamayı ve uluslararası temaslara katkıda bulunmayı amaçlıyor. GİF, yerel ve uluslararası kamuoyunda Türkiye'nin, diğer ülkelerin ve uluslararası kurumların karşılıklı öncelik ve seçeneklerinin anlaşılmasına yardımcı olmayı ve derneğin amaçlarını paylaşan kurumlarla ortak çalışmalar yaparak Türkiye'nin ve insanlığın barış ve refahına hizmet etmeyi amaçlıyor.''
GİF'in öncelikli faaliyet alanlarının, uluslararası alanda araştırma, tartışma ve çalışmalar yürütmek, Türkiye'de ve dünyada toplum için önemli hizmetlerde bulunmuş liderleri davet ederek tartışma platformları yaratmak ve çalışma grupları oluşturarak, tespit ve politika analiz raporları üretmek olacağı bildirildi.

Yorum:

13 Mayıs 2009


Bu yeni kurulan,Global İlişkiler Forumu, kısaca GİF, dünyanın halen yaşamakta olduğu, ilişkiler düzenine tam uyarlı, bir forum olarak göründü bana.Ama şu GİF’in açılımı, Güç İlişkileri Forumu olsaydı, daha gerçekçi bir adlandırma olmaz mıydı? Çünkü yaşadığımız dünyada egemen olan sistemin, hala güçler çatışması,güçler rekabeti, güçler ittifakı, güç kavgaları, güçlerin çıkarları,vb kavramlarla, her şeyi güç ilişkileriyle tanımlayan, kazan-kaybet oyununun oynandığı bir evresini yaşıyoruz. Sistemin, zorlayan ve yeşermekte olan yeni evresinin ne olduğunu, pek gündemine almaya niyetli görünmeyen, krizlerle kendini dayatan ve bu yeni evresinin odağında, insan olması ve yeni kavramsal araçlarla bu gerçekliğe yaklaşılması gerekmez mi? Sisteme, kendi bütünselliği içinde bakacak gibi görülmeyen bu yeni kurulandüşünce forumu, sanki süren oyunda, sadece Türkiye’nin çıkarlarını kollamakla, ona doğru rota çizmede katkıda bulunmakla yükümlü. Oysa, herkesin bildiği,dile getirilen ve halen içinde debelendiğimiz gerçeklik ise, insanıyla, doğasıyla, var olunan sistemsel-düşünsel yapılanmalarıyla, kurumları, yapı ve değerler zinciriyle,alarm vermekte olan bir dünyanın gerçekliğidir. Kazan-kazan denilen ve artık oyun olmayan bir evrenin, yaşanabilmesinin yaşamsal sorunları, dalga dalga gemimizin bordasına vuruyor.Bizleri geleceğimiz konusunda sürekli uyarıyor.Küreselleşmeyle sistem, hepimizi aynı gemide buluşturdu. Ama hala, aynı gemideki "insanlar" olduğumuzu fark ettirmedi. Şayet,İnsan gibi bakabilirsek etrafımıza, böylesi yapılarda belki de reel’in de ötesinde, uzanılacak ve yarını hazırlayacak bir dünya olabileceğini tahayyül edebiliriz.

Yurdaer Erşan

Saturday, May 2, 2009

Cumhuriyet


Kafkaslar'da bir satranç oyunu


The Economist dergisi, son sayısında Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmasını, "satranç oyunu"na benzetti. Dergi, "Güney Kafkaslar'da bahisleri çok yüksek bir satranç oyunu oynanıyor. Ancak satranç oyuncularından farklı olarak bu oyunda eğer ortak bir amaçta mutabık kalırsa tüm katılımcılar kazanabilir"diyeyazdı.
ANKA
Londra- Prestijli İngiliz The Economist dergisi, son sayısında Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmasını, "Dağ Satrancı" başlıklı bir analizde değerlerdirirken, "Güney Kafkaslar'da bahisleri çok yüksek olan bir satranç oyunu oynanıyor. Ancak satranç oyuncularından farklı olarak bu oyunda eğer ortak bir amaçta mutabık kalırlarsa tüm katılımcılar kazanabilir" diye yazdı.
Ortak amacın ise, Karabağ sorununun da çözülmesine katkıda bulunacak olan Türkiye ile Ermenistan arasındaki barış sağlanması olduğunu kaydeden dergi, bunun, Türkiye ve Ermenistan bir yol haritasında mutabık kaldıklarını açıkladıkları gün adeta mümkün göründüğü yorumunu yaptı. Dergi şöyle devam etti:

"Sınırlar açılırsa Ermenistan kutsal Ağrı Dağı'na tırmanabilecek""Sınırlar açılırsa Ermeniler, kutsal saydıkları Ağrı Dağı'na tırmanabilecek. Ermenistan' ile dostluğu da, Türkiye'ye Karabağ sorununun çözümünü sağlamak ve Güney Kafkaslar'da daha büyük bir rolü elde etmek için gerekli güç sağlayabilir. Ve bu ayrıca, Türkiye'nin dostları açısından Türkiye'nin AB üyeliğini teşvik etmek için yeni bir neden oluşturur."
ABD Başkanı Barack Obama'nın herkesi memnun etmek için 24 Nisan açıklamasında "soykırım" sözcünü kullanmadığını, yerine "büyük bir felaket" anlamına gelen "medz yegehern" i tercih ettiğini, bunun da Ermenistan ve diasporadaki "şahinler"i öfkelendirdiğini kaydeden dergi, Türkiye'de ise muhalefetin Obama'nın aynı şey söylemek üzere İngilizce yerine Ermenice kullandığını söylediklerine işaret etti.
İngiliz dergi, bir anlaşmaya daha büyük bir engelin Azerbaycan'ın oluşturabileceğini de belirtirken Azerbaycan'ın Rusya'ya yanaşmakla ve Türkiye'ye sattığı doğalgaz fiyatını artırmakla tehdit ettiğine dikkat çekti. Azerbaycan'ın bu tutumunun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin "Ermenistan'ın Azerbaycan ile barış yapmadıkça Türkiye'nin Ermenistan ile barış yapyamacağı yönündeki geleneksel çizgiye dönmesi"ne neden olmuş olabileceğini de kaydetti.
Ancak asıl sorunu, Rusya'nın yaratabileceğini öne süren The Economist, Ermenistan ile Türkiye arasında barış sağlanmasının, Rusya'nun Ermenistan'daki kuvvetlerinin çekilmesine yol açabileceğini belirtirken Rusya'nın aynı zamanda daha gaz sağlamak için Azerbaycan'a baskı yaptığını kayderek, "Eğer bunu elde ederse, Orta Asya ve Azerbaycan'dan Türkiye üzerinden Avrupa'ya gaz taşıması planlanan Nabucco boru hattı projesi öldürülebilir ve böylece Avrupa enerji konusunda Rusya'ya daha çok bağlımlı hale getirilir"
1 Mayıs 2009



YORUM :

Kafkaslar'da bir satranç oyunu oynanıyor. Hemde bahisleri çok yüksek bir oyun bu. Ama bugüne kadar oynanan oyunlardan, hiç de farklı olmayan bir oyun bu. Kaybedenleri ve kazananları olacak olan, tarafları olan bir oyun bu, satranç. Dünün kutuplu dünyasının,bugün yeniden sivrilmeye çabalayan güçlerinin, açmaya zorladıkları yeni arenalarda sınamaya çalıştıkları, bir satranç oyunu bu.Kim kazanacak, kim mat olacak, belli değil.Ama esas kaybedeceklerin,o arenada yaşayan insanlar olduğu besbelli.
Şurası açık ki,THE ECONOMİST'in belirttiği gibi, satrançtan farklı şeyse bu olan.Eğer gerçekten farklıysa,o zaman güçlerin tezgahladığı biroyun değil, bu olan.Tarafların tümünün çıkarlarına hizmet eden bir yaklaşım, bir "mucize" olabilir bu ancak, Kafkaslar için!.
Şayet,Kafkaslar'a burnunu sokan herkes,ora insanlarının sorunlarına, karşılıklı, "insan gibi" bakabilirlerse,somut sorunlara ve "ortak çıkarlara” dayalı çözümleri birlikte oluşturabilirlerse ve buna, yardım ve katkıda bulunabilirlerse, gerçekten "model" olabilirler,tüm dünya için. Ve buda, ciddi ciddi, oyun değildir, Kafkaslar için..

The Economist'in sayın yazarları,artık oyunlarla yönetilebilecek, çözülebilecek sorunların yaşandığı bir dünyada değiliz.Çıkarları gizleyecek oyunların, sonuna geldik herhalde.Krizlerle kucaklaşa, boğuşa dayandığımız kapının, farkında değil misiniz.Ne kadar kıvırtsak da,George Monbiot' nun altını çizdiği gibi,ORTAK AKLIMIZIN ve ORTAK ÇIKARLARIMIZIN GEREĞİ OLAN, SİSTEMİN SÜRDÜRÜLEBİRLİĞİNİN zorunlu kıldığı, artık gerçekten herkesin kazanacağı, oyun olmayan büyük adımları atmaya sıra geldi.
Yurdaer Erşan

Friday, May 1, 2009

Radikal

Büyük felaket...Türkiye

Esas “Büyük Felaket” nedir biliyor musunuz?

İnsanın, kendini bildi bileli her yıl, Nisan ayında kendi türünden insanları katleden soykırımcıların soyundan gelenler olarak suçlanması. Bu yolda her yıl, en büyük güç Amerikanın, Kongresinin ne karar alacağı, Başkanının da “soykırım” tabirini kullanıp kullanmayacağı, en büyük derdi oluyor siyasetimizin ve tabii ki, hepimizin. Her yıl Nisan ayında toplumca çalkalanıyoruz bu deli fıçısında. Kan davası haline getirilen 1915 olaylarını, o acıları biz, hafızası zayıf bir toplum olarak unutmuş, unutmayı yeğlemiştik düne kadar.O acıları belki hala da, anmak istemiyoruz. Belki de, geçmişle uğraşarak, ona zaman harcamanın bugüne, yarına birşey kazandırmayacağını düşünüyoruz. Yaşananları, acılarımızı bastırarak yadsıyoruz, sıkışınca mukatele, “karşılıklı öldürme” deyip işin içinden çıkmaya çabalıyoruz. Kendimizin, insan olarak reva görmediğimiz bir tanımla, tanımlanmasını da, istemiyoruz. Olup biteni, her tarafın kabul edebileceği,kabul etmeye ikna edebileceğimiz, ortak bir tanımla da tanımlayamıyoruz.Neden? Obama’nın, kollamak zorunda olduğu siyasal dengelerin gereği,“Büyük Felaket” tanımına sahip çıkmasıyla bu yıl, işler gene karıştı. Ermenilerin artık kabul etmediği, Batının Robert Fisk gibi tanınmış yazarlarının kaleminden de taşlanan bu yaklaşımı, biz de tekmeledik. Neden? Gerçekte herkesin, her toplumun kendi çıkarlarına göre, gerçekliği tanımlamaya çalıştığı, bir dünyada yaşıyoruz hala. Sistemin güç ilişkileri dünyasını terk edemedik, güçlerin, güç ilişkileri içindeki dayatmalarını aşamadık.Tepkiler ve tavizlerlerin sarmalından çıkamadık. Artık yaşadığımız dünyayı,bizi bugünlere taşıyan sistemi v e insan olarak kendimizi farklı tanımlar içinde algılamamız, kavramamız gerekiyor sanki. Bu kavrayışı da, ortak aklımızın temeline oturtmak, bugüne kadar bizleri bölüp parçalayan ve birbirine kırdıran tüm tarihsel kimliklerimizin ötesinde, esas kimliğimiz olan, türsel kimliğimizle, dünyamıza bakmanın yolunu bulmalıyız.Sistemin dünkü evresinde birbirimize “ötekileşerek”,kavga ve yıkımlar içinde, acılarla dolu uzun yollar kat ederek geldiğimiz bugün, her türlü birikimimizle, ortak gücümüze dayanarak, yeniden kendimizi, insan olarak keşfetmemizi gerektiren, bir evrenin eşiğindeyiz. Tüm dünya, bu yeni evrenin,sistemin dayatan yeni açılımının anlamını, ister empati diyelim,ister ötekiyle bütünleşerek diyelim, ister insan gibi bakarak diyelim, yaşanan tüm felaketlerin, kaçınılmazlığının idraki içinde olarak, geçmişine bakabilirse,daha az sancı ve daha az kayıpla ileriye adım atabilir. İnsan türünün, tüm doğasıyla, kaçınılmaz bütünlüğünde varlığını sürsürebilmesi için, yaratmaya çalıştığı uygarlıkla, uygar insanla, her türlü “izmin” pençesinde biçimlenmiş, güç ilişkilerinde bir bende, bir unsur, bir ögeye indirgenmiş bir insanımsı olmanın arasındaki büyük farkı, ayırt etmesi gereken bir eşikteyiz. Kutuplardan inenlerin, orta yolu görüp bilenlerin, bu gerçekle aydınlananların yol göstericiliği ancak, bizi bu kuzgunların gagalamasından kurtarabilir.
yurdaer erşan