Radikal
Büyük felaket...Türkiye
Esas “Büyük Felaket” nedir biliyor musunuz?
İnsanın, kendini bildi bileli her yıl, Nisan ayında kendi türünden insanları katleden soykırımcıların soyundan gelenler olarak suçlanması. Bu yolda her yıl, en büyük güç Amerikanın, Kongresinin ne karar alacağı, Başkanının da “soykırım” tabirini kullanıp kullanmayacağı, en büyük derdi oluyor siyasetimizin ve tabii ki, hepimizin. Her yıl Nisan ayında toplumca çalkalanıyoruz bu deli fıçısında. Kan davası haline getirilen 1915 olaylarını, o acıları biz, hafızası zayıf bir toplum olarak unutmuş, unutmayı yeğlemiştik düne kadar.O acıları belki hala da, anmak istemiyoruz. Belki de, geçmişle uğraşarak, ona zaman harcamanın bugüne, yarına birşey kazandırmayacağını düşünüyoruz. Yaşananları, acılarımızı bastırarak yadsıyoruz, sıkışınca mukatele, “karşılıklı öldürme” deyip işin içinden çıkmaya çabalıyoruz. Kendimizin, insan olarak reva görmediğimiz bir tanımla, tanımlanmasını da, istemiyoruz. Olup biteni, her tarafın kabul edebileceği,kabul etmeye ikna edebileceğimiz, ortak bir tanımla da tanımlayamıyoruz.Neden? Obama’nın, kollamak zorunda olduğu siyasal dengelerin gereği,“Büyük Felaket” tanımına sahip çıkmasıyla bu yıl, işler gene karıştı. Ermenilerin artık kabul etmediği, Batının Robert Fisk gibi tanınmış yazarlarının kaleminden de taşlanan bu yaklaşımı, biz de tekmeledik. Neden? Gerçekte herkesin, her toplumun kendi çıkarlarına göre, gerçekliği tanımlamaya çalıştığı, bir dünyada yaşıyoruz hala. Sistemin güç ilişkileri dünyasını terk edemedik, güçlerin, güç ilişkileri içindeki dayatmalarını aşamadık.Tepkiler ve tavizlerlerin sarmalından çıkamadık. Artık yaşadığımız dünyayı,bizi bugünlere taşıyan sistemi v e insan olarak kendimizi farklı tanımlar içinde algılamamız, kavramamız gerekiyor sanki. Bu kavrayışı da, ortak aklımızın temeline oturtmak, bugüne kadar bizleri bölüp parçalayan ve birbirine kırdıran tüm tarihsel kimliklerimizin ötesinde, esas kimliğimiz olan, türsel kimliğimizle, dünyamıza bakmanın yolunu bulmalıyız.Sistemin dünkü evresinde birbirimize “ötekileşerek”,kavga ve yıkımlar içinde, acılarla dolu uzun yollar kat ederek geldiğimiz bugün, her türlü birikimimizle, ortak gücümüze dayanarak, yeniden kendimizi, insan olarak keşfetmemizi gerektiren, bir evrenin eşiğindeyiz. Tüm dünya, bu yeni evrenin,sistemin dayatan yeni açılımının anlamını, ister empati diyelim,ister ötekiyle bütünleşerek diyelim, ister insan gibi bakarak diyelim, yaşanan tüm felaketlerin, kaçınılmazlığının idraki içinde olarak, geçmişine bakabilirse,daha az sancı ve daha az kayıpla ileriye adım atabilir. İnsan türünün, tüm doğasıyla, kaçınılmaz bütünlüğünde varlığını sürsürebilmesi için, yaratmaya çalıştığı uygarlıkla, uygar insanla, her türlü “izmin” pençesinde biçimlenmiş, güç ilişkilerinde bir bende, bir unsur, bir ögeye indirgenmiş bir insanımsı olmanın arasındaki büyük farkı, ayırt etmesi gereken bir eşikteyiz. Kutuplardan inenlerin, orta yolu görüp bilenlerin, bu gerçekle aydınlananların yol göstericiliği ancak, bizi bu kuzgunların gagalamasından kurtarabilir.
yurdaer erşan
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment