Thursday, April 30, 2009

Cumhuriyet

Robert Fisk Obama'ya kızgın


Tanınmış gazeteci ve yazar Robert Fisk, "soykırım" ifadesini kullamadığı için sert dille eleştirdiği ABD Başkanı Obama'nın açıklaması için "Zekice, ustaca, kurnazca bile, ancak gerçek değildi. Çünkü sonunda Barack Obama, Amerikalı Ermeni seçmenlerine verdiği sözü tutmadı" yorumunu yaptı.
ANKA
Londra - The Guardian gazetesinin tanınmış yazarı Robert Fisk, Barack Obama'nın 24 Nisan'da yaptığı açıklamayı sert dille eleştirdiği yorumunda Obama'nın Ermenilere verdiği sözü yerine getirmediğini belirterek "Zekice, ustaca, kurnazca bile ancak gerçek değildi. Çünkü sonunda Barack Obama, Ermeni Amerikalı seçmenlerine verdiği sözü tutmadı" diye yazdı.
1915 olaylarının "soykırım" olduğunu savunan Fisk, Obama'nın kampanya sırasında sarfettiği "Amerika, Ermeni soykırımı konusunda gerçeği söyleyen bir lidere layıktır. Ben bu lideri olmaya kararlıyım" sözlerini anımsatarak şöyle devam etti:
"Ancak hafta sonunda soykırımın başlamasının yıldönümünde o Başkan değildi. Başkanlar Clinton ve George Bush gibi o da kitle öldürmelerini 'büyük felaket' olarak adlandırdı ve Ermenice 'Meds Yeghern' ifadesini kullanarak her iki taraf için bahse girişmeye çalıştı."
Robert Fisk, Obama'nın gerçeğini söyleyeceğine inananları hayal kırıklığına uğrattığını belirtirken "Türkiye'nin kitle katliamdan sorumlu olduğunu söylemedi bile" ifadesini de kullandı. Bunun yerine Obama'nın Türkiye ile Ermenistan'ın ilişkileri normalleştirme çabaları konusunda bir şeyler gevelediğini öne süren Fisk "Ancak ilişkilerde tek gerçek iyileşme Ermenistan ile Türkiye arasında bir futbol maçından ibarettir" diye yazdı.Türkiye'nin "tarihçiler komisyonu" talebini sürdürdüğünü belirtirken halbuki akademik dünyanın "soykırım" olduğu yönünde hem fikir olduğu görüşlerine yer veren Fisk, 1915 oylalarında 1.5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürüldüğünü de iddia etti.
28 Nisan 2009




YORUMLAR (1)


Bay Robert Fisk, yaşadığımız dünyayı ve sistemi sadece oturduğunuz köşeden algılayıp kavradığınız için size kızgın değilim.Ama lütfen ayağa kalkıp,gözlerinizi biraz oğuşturup, reel'in ötesini görmeye çalışın.Sistemin güç ilişkileri,çıkar kavgaları,sınıf çıkarları,sınıf kavgaları,vb tüm bu güne kadar çiğneyip aşındırdığımız evrelerin,değerlerin,kavramlarının ötesine geçmeyi,bir de "insan gibi" bakmayı deneyin dünyaya.Obama'nın,binbir siyasi dengenin ,pazarlığın arasında, ancak soykırım gibi,ağır,suçlayıp cezalandırmaya açık bir güç ilişkileri silahını, kullanmayarak "büyük felaket" gibi bir kavramla yaşanan acıyı belki istemeden ortak bir zemine taşımaya çalışmıştır.Belkide yeni bir ortak zeminde, meseleyi diyalogla çözümleyebilmenin ortamını işare etmiştir.Sizin pragmatik kafanızda bunu böyle algılarsa,insaların "ortak" çıkarlarına hizmet etmiş olur.Sistemin eşiğinde olduğumuz bu yeni evresi, artık sizi olaylara bir İngiliz gibi,bir Ermeni gibi,bir Türk gibi bakmaktan alıkoymalı.Tabii insanı,sistemi ve girmekte olduğumuz bu yeni evreyi algılıyor,kavrıyorsanız!..

yurdaer erşan

Monday, April 27, 2009

Cumhuriyet
26/04/2009
Dünya
Obama'ya sert eleştiri: Sözüne ihanet etti

Avrupa Ermeni Federasyonunca yayınlanan açıklamada 24 Nisan mesajında "soykırım" demeyen ABD Başkanı Obama sert dille eleştirildi. Federasyon, Obama'nın ABD'nin inandırıcılığına darbe vurduğu iddiasında da bulundu.

- ABD Başkanı Barack Obama'nın 24 Nisan açıklamasında "soykırım" sözcüğünü kullanmamasına Ermenilerden sert tepkiler sürüyor. Obama'ya ABD'deki diasporanın yanısıra Avrupa'daki Ermenilerden de ağır eleştiriler geldi. Avrupa Ermeni Federasyonu, Obama'yı sözüne ihanet etmekle suçlarken ABD'nin inandırıcılığına darbe vurduğunu da iddia etti.
Avrupa Ermeni Federasyonunca yayınlanan "Ermeni soykırımı: Obama sözüne ihanet etti" başlıklı açıklamada Obama'nın soykırımı tanıma sözünü tutmadığı, bunun da "moral ve siyasi" açıdan Obama'nın siyaseti daha ahlaki kılma politikasında "ilk başarısızlığı" olduğu öne sürüldü.
"Tek uygun sözcük soykırım"
ABHaber tarafından yansıtılan açıklamada Federasyon, 1915'de yaşanan olaylar için Obama'nın Ermenice "büyük felaket" anlamına gelen "Medz Yeghern" ifadesini kullandığına dikkat çekerek «siyasi ve hukuki olarak tek uygun kelimenin "soykırım" olduğunu da iddia etti.
Obama'nın "soykırım" demeyerek "milyonlarca Amerikalı ve Avrupalı'yı hayal kırıklığına uğrattığını belirtilen açıklamada ayrıca Başkan'ın "ABD'nin, genel olarak dünyada, özel olarak da Güney Kafkaslardaki inandırıcılığına darbe vurduğu" savına da yer verildi.
22 Nisan açıklamasına eleştiri
Bu arada, Federasyon Başkanı Hilda Tchoboyan da, Türkiye ve Ermenistan'nın ikili ilişkilerin normalleşmesi için bir "yol haritası" üzerinde mutabık kaldıkları yönünde 22 Nisan gecesi yaptıkları açıklamaların sürdürülen görüşmelerde ilerleme sağlandığına ilişkin yeni bir unsur içermediği de savunarak açıklamaları "sinik bir manevra" olarak niteledi.


Yorum:

Yaşadığımız sorunlara "insan gibi" bakmayı, daha öğrenemedik.Çünkü yaşadığımız tüm tarisel süreci,hep ayrı ayrı, bölünmüş insanoğlunun, bölüklerinin tarihi olarak bildik, ezberledik.Her bölük kendi varoluş mücadelesinde yalnız kendini tanıdı. Yalnız kendi tarihini esas tarih olarak bildi.Güç ilişkilerinde yalnız kendi gücünün varlığını,geleceğini düşündü.Onun için yaşamını feda etti.Çünkü tüm dünyası, o idi.
Ama bugün artık, hepimizin bir bütünlüğün parçası olduğumuzu, esas kimliğimizin insan olduğunu,bütün haklarımız ve hukukumuzla kendimizi yeniden inşa etmenin, gayreti içinde olduğumuzu,hiç olmazsa görebiliyoruz .Hepimizin tüm geçmişi, bu günlere akan insanlık nehrinin birer katresidir .Katkılarımızla türümüzün geleceğini,geleceğimizi inşa ediyoruz.Bu yolda çok acı deneyler yaşadık,çok kayıplar verdik,bizi insan kılan beynimizin, gri tabakasını donatırken.Hala çok boş yer var beynimizde.Yaşadığımız her türlü felaket ve acı bizim yaşamamız gereken zorunlu deneyler ve derslerdi.
Radikal gazetesinin Pazar ekinde Cengiz Aktar' ın "Soykırımdan ötesi Büyük Felaket" başlıklı yazısında değindiği gibi,1915 olaylarına, her iki yakadan, toplumdan,halklardan,bölüklerden,taraflardan bakarak soykırım veya değil,diye kapışmak,cezalandırma peşinde koşmak,ortak yaramızı deşmek,yararlanmak isteyen güçlere,tutacak ve çıkarına kullacak bir tutamak vermek değil midir.Oysa bu felaketi yaşayan halkların olaya insan gibi bakarak çıkaracakları dersler olmalı.Yarını inşa ederken yararlanacakları, bu "ortak büyük felaketin" acılarını ve bugüne kadar kaybettirdiklerini hissederek,düşünerek, birlikte ortak yarınlarına katkıyı düşünebilmeliler.Çünkü yaşadığımız bu küçük mavi satelitte, onun ve bir parçası olan bizlerin geleceği, en temel kimliğimiz olan insan olmayı birlikte keşfetmemize bağlıdır.

Yurdaer Erşan




Sunday, April 26, 2009

Radikal
25/4/2009
İyi ve kaliteli analiz ihtiyacıTürkiye

YORUMLAMA,YAZMA VE KATILIM ÜSTÜNE
Ben bu makale vesilesiyle öncelikle, Radikal gazetesinin dijital ortamda sürdürdüğü,okuyucuyu ciddiye alan,katılımını sağlayan," yorumları" ile katkısına olanak veren,yorum yazmaya açık yaklaşımıyla, tüm basınımız için bir örnek olmasını diliyorum.Yazarlarının, yazdıklarındaki yaklaşımlarını,haberlerinde sunduğu bilgileri, okuyucularla paylaşmaya açık tutması, değinilen konularda bir çok eksiği gidermeye yönelik bir düzenleme ve düzeltme olanağı olarak kabul edilebilir buluyorum.Okuyucuya da görülemeyenleri görme, gösterme,eksikleri tamamlayabilme ve ekleme olanağı tanınmış olur. Böylece, kimsenin "Tanrılaşmasına" imkan yaratılmamış, kimse de kendini bu işin tanrısı sanmamış olur.Hele bu çağda, tanrılaşanların, tanrılaştığını sananların kısa sürede ipliğinin pazara çıktığı böylesi kapsamlı iletişim ortamlarında.Ülkemiz gibi, cemaatleşmenin, her alanda çeteleşmenin geleneklerinin kırılması,geleneksel "babalar" ın hizaya gelmesi için ve artık çağımızın temel taşı olan ,demokrat, katılımcı,düşünen,yazan ve konuşan bireylerin boy atması gerekli olduğu bir evrede, tüm medyamızın mümkün olduğu kadar katılımı,diyalogu sağlayan ve yüreklendiren bu tür girişimleri desteklemesi,sütunlarını ve ekranlarını gereken ciddiyetle bu yolda düzenlemesi gerekir.Ellerindeki aracları çıkarlarının borazanı kılanların, kendilerini tanrı sananların vaaz ve buyruklarının yavaş yavaş yerlere düştüğü, değersizleştiği ve giderek işlevsizleştiği bir evreyi yaşıyoruz,tüm dünyada.İçinde yaşadığımız,ama hala sistem olarak kavrayamadığımız bu düzen, artık odağında insanı,düşünen, yaratan, üreten ve insan gibi tüketen insanı, görmek istiyor.Beyin yıkayan,üstünde yükseldiği güc için, borazanla tayfa toplamaya çalışan ve gerçekte insanı, güç ilişkileri içinde sadece bir güç objesi olarak görenlerin sesinin rengi ve tonu, ancak böylesi platformlarda,açık tartışma ortamlarında değiştirilebilir. Barikay-ı hakikat mübadele-i efkardan doğar. Müsademe-i efkar devri bitiyor artık.Yani gerçekliğin göz kamaştıran ışığı, aydınlığı, ancak fikir alışverişinde birlikte parlatılır,ortaya çıkartılır.Fikir çatışmasında değil.Birlikte kavranan gerçeklik, ortak gerçekliktir.Zorla kavratılan yanılsamadır,gerçeklik değildir.
yurdaer erşan

Friday, April 17, 2009

Radikal

Piyasanın teolojisi
16/4/200923:32
“Bilmiyoruz -Bay E.Hobsbawn-, En başta,mevcut krizin üstesinden nasıl geleceğimizi bilmiyoruz.”
Bugüne kadar bildiklerimizle, konumumuza ve durumuza göre taktığımız ideolojik gözlüklerle, yaşadığımız gerçekliği farklı algılıyoruz. Taşıdığımız ortalama akılla da, fili tanımlar gibi kriz tanımlıyoruz. Elimizde, kıt kaynaklarla sonsuz ihtiyaçlar arasında sıkışıp kalmış bir” iktisat ilmi” ile, güç ilişkileri ve çıkar çatışmaları dünyasında biçimlenmiş bir “siyaset bilimi”var. Sınıf kavgaları ve güç ilişkileri dünyasının ötesini göremeyenler, tahayyül edemeyenler, sistemin ve insanın geleceğini düşünebilirler mi?Bir türlü tanımlayamadığımız bu sistem kıra döke, kendini bize tanıtacak. Kedimizi de tanımamızı sağlayacaktır.
Dün kafamızda kapitalist sistem, sosyalist sistem diye bir ikilem vardı. Bugün, ağır kayıplarla öğrendik ki, hepsi de kapitalizmin ya da birikim sürecinin kaçınılmaz, birbirini bütünleyen, ama aynı zamanda çatışan düzenleri, rejimleri.Bu çerçevede Tony Blair’i, daha sonra iş başı yapan Gordon Brown’ı, uyguladıkları ekonomi politikalarıyla birer pantolonlu Thatcher olarak nitelemeniz hiç de abartılı değil. Ama bugünlere gelene kadar yaşadığımız deneyler, sizi getirip Melez ekonomi’nin kapısına bırakmamalıydı.
Evet iktisat hala bir bilim değil, ama gerek doğa bilimlerinde, gerekse sosyal bilimlerde oluşan bilgi birikimi, İktisat ilmini de bilimsel bir yapıya ulaştırmaya, engel değil herhalde.Kaçınılmaz olarak nesnesi insan olan ,bu bilimde de, insanı yeniden tanımlamak ve içinde devindiği sistemler bütünlüğünde, onu yerli yerine oturtmak mümkün gibi geliyor bana. İ.Wallerstein’lar, Giovanni Arrighi’ler, ve sizin gibi değerli bilim insanlarının, insanın yaratıcı-üretici gücünün, onun temel karakterestiği olduğunu bilerek, içinde yer aldığı küresel karakterli sistemle uyumlanmasının, dayatan koşullarını dillendirmeleri, kavranılır kılmaları gerekir diye düşünürüm.
Tüm varoluşun temelinde, enerji alışverişi ilişkisinin yattığının bilincinde olarak, insanın da, varoluşundan bu yana, kaçınılmaz olarak, kendisini bütünleyen çevresiyle, mübadele ilişkisi yaşadığını biliyoruz.Kapitalizmin, sermaye düzeninin gerekli birikim sürecini, en vahşice yaşadığımız bir evresinin sonuna geldik.Ama güç ilişkileri içinde, kıran kırana yaşanan bu süreç, gerçek piyasa ekonomisi,serbest piyasa ekonomisi süreci değildi.Onun ideolojisi, teolojisiyle yaşanan bir süreçti.Dünyada hiçbir sistem, düzenleyicisini,otoritesini yok ederek yaşayamaz.Bugün gerek duyulan, sistemin küresel,bütünsel düzenleyicisini, otoritesini yaratmak ve onun temel niteliklerini,sistemin yeni evresine göre tanımlamaktır.Bunun da, kafamızı vura vura kavranılacağından ve gerçekleşeceğinden eminim.
yurdaer erşan

Thursday, April 16, 2009

Referans

Kapitalizmin geleceğine ilişkin alınan dersler
15.04.2009
Misafir Yazar : Financial Times-Başyazı Yorum

Bazı krizler yaygın bir histeriye yol açıyor, bazıları ise odaklanmaya. Bu kriz her ikisine de yol açtı. Lehman Brothers'ın çöküşü finans piyasalarını felç edecek şekilde panikletti.
O günden bu yana herkesin düşünmek için zamanı oldu. Geçen iki ay içinde Financial Times gazetesi kapitalizmin geleceği üzerine bir "yorum ve analizler" dizisi yayımladı. Artık bu tartışmadan çıkarılacak dersleri ele almanın zamanı geldi.
Bu kriz, gerek kökenleri gerekse etkilerinin aldığı küresel boyut açısından emsalsiz. Yükselmekte olan ülkelerde elde edilen gelir fazlası, Batı piyasalarında balonları daha da güçlendirdi. Bu balonlar patladığında ise kriz küresel sistemin kalbini vurarak, hiçbir ülkenin sonuçlardan kaçınmasına olanak tanımadı. Bu noktada, özellikle finans piyasaları başta olmak üzere, küresel ekonominin daha iyi yönetilmesinin gereğini ağır bir maliyetle öğrenmiş olduk.

Eski doğruları keşfettik
Bazı eski doğruları ise yeniden keşfettik. İnsanlar her zaman rasyonel olmuyor ve hata yapabiliyor. Borç alınmış parayla spekülasyon kendi içinde risk taşıyor ve bu işlemler ne kadar karmaşık ve varlıklar ne kadar birbiriyle ilintili olursa o kadar riskli oluyor. Dıştan dayatılan kurallar ve etik ne kadar zayıf olursa, kendi çıkarlarını öne çıkaran aktörler, maliyetleri ve riskleri o derece başkalarının üzerine yıkıyor. Dolayısıyla piyasa her zaman kendi kendine düzeltme yapamıyor. Düzenlemeye tabi olmayan piyasalar, toplumsal verimliliği artırmaktan ziyade, azaltabiliyor.
Bunlar kapitalizme değil, kapitalistlere dair ithamlar. Kapitalizm, birçok çeşidiyle var ve daha az düzenlemenin her zaman iyi olduğuna dair tezler yanlış çıktı. Ancak liberal piyasanın temel özellikleri; özel mülkiyet hakları, adil bir şekilde hazırlanmış düzenlemeler ve demokratik siyasetin alternatifi yok. Kapitalizmin son 70 yılda gerçekleşen en kötü krizi, toplumda ciddi bir alternatif görüşün önünü açmadı.
Bununla birlikte bu kriz, finansal regülasyonlara dair ulusal çerçevenin küresel bir finans krizinin yönetimi açısından uygun olmadığını ortaya koydu.
Tek tek ülkelerde finans sektörünün çöküşünün önlenmesi hükümetlerin yükümlülüğü altında. Bu doğrultuda hükümetler, kurumların davranışlarını ve risklerini toplumsal çıkarlara uygun bir şekilde düzenlemeye zorlama hakkını talep etmeli. Kumar oynayıp, kaybeden şirketlerin, diğerlerini de yanlarına çekmemeleri için iflas edip faaliyetleri sona ermeli.

Çelişki nasıl çözülecek
İflas demek, kapitalizm demektir: İflas, girdiğiniz risklerin sonuçlarına katlanmanızı sağlamaktadır. Ancak ulusal hükümetlerin uluslararası piyasaları yönetmek konusundaki yetersizliği, en büyük finans kurumlarının paçayı kurtarmalarını sağladı.
Finans küreselleştikçe, ulusal kurallar bazı şirketlerin iflas ettirilemeyecek kadar büyümesinin önüne geçemedi. Finans devlerini kapayabilmek için ya bu şirketlerin kreditörlerini kurtarmak ya da küresel bir resesyon riskini göze almak zorunda kaldığımızı keşfettik. Bu arada iflas ettirilemeyecek kadar büyük olan bu şirketler, aynı zamanda bütçe ve siyasi gerekçelerle ulusal hükümetlerin kurtaramayacakları kadar da büyük olabiliyor. Gerçek küresel kurumları kurtarabilecek ancak birkaç ülke söz konusu. Her halükârda vergi mükellefleri, iflas eden kurumun yabancılara olan yükümlülüklerini yerine getirebilmesi amacıyla kurtarılmasını reddedebiliyor.
Krizle birlikte ortaya çıkan en büyük soru, bu çelişkinin nasıl çözüleceğine dair. Küreselleşen finans ile ulusal yönetişim arasındaki mesafe sürdürülemez durumda. Ya yönetişim daha küreselleşecek ya da finans daha az küresel olacak.

Küreselleşme sürmeli
Her iki yönde de basınç söz konusu. Bankalar şimdiden ulusal hükümetlere daha fazla borçlu hale geliyor. Öngörülebilir, ancak düş kırıklığı yaratacak şekilde birçok siyasetçi, artan güçlerini korumacı politikalar dayatmak üzere kullanıyor. Bu tehlikeli bir yön.
Bir yandan finans piyasalarının küresel olması sürerken, öte yandan piyasaları güvenceli kılmak, ülkeler arasında daha sıkı işbirliğini gerektiriyor.
Küreselleşmeden geri adım atmak, zarar verici olur. Günümüzdeki siyasi iklim göz önüne alındığında, bu aynı zamanda güvensizlik tohumları ekecek ve uluslar arasındaki uzlaşmaz çelişkileri güçlendirecektir. Dünya liderleri, engellemekte aciz kaldıkları krizin en kötü sonuçlarını savuşturmak zorunda.
Bazı krizler yaygın bir histeriye yol açıyor, bazıları ise odaklanmaya. Bu küresel ekonomik kriz her ikisine de yol açtı...

Yorum;

Bence, bu yaşanan krizden pek de iyi ders alınmamış.Küresel ekonominin daha iyi yönetilmesi gereği ağır bir maliyetle öğrenilse de, hala her ülke, kendi başının derdine bakarak, güç ilişkilerinin dayatan zorunlulukları nedeniyle,yıkımları kendileri için fırsata dönüştürme yolunu kollamakta. Küresel, sistemsel krize, onun gerekli kıldığı yapısal dönüşümlere ve bütünleşik kurumlarını yaratmanın küresel aklına ve yaklaşımına yandan bakmaktalar.Bu gidişle daha çok canın yanması,yıkımların alınan sözüm ona tedbirlerle durmayacağının yaşanması gerekecek.
yurdaer erşan

Friday, April 10, 2009

Radikal
9/4/2009
Ortaklığımız model olsunTürkiye

STRATEJİK ORTAKLIK MI?
YOKSA ,
GELECEĞİ BİRLİKTE KURMANIN İLK HALKASI MI?

Obama'nın Meclis konuşmasını dinleyen her kafa, her kesimin temsilcisi ve dünyanın her köşesi, söylenenleri farklı farklı algıladı.Obama Türkiye ye stratejik ortaklık mı öneriyor? Yoksa Türkiye'yi yeni evrede ABD çıkarlarına göre akıllıca kullanmak mı istiyor, diye düşünenler bir yanda. Kemalist mi, Liberal mi yoksa ikinci Cumhuriyetci mi, diye yorumlar döşenenler de, bir yanda. Anlaşılan Obama'nın özenle ve büyük bir düzenle yaptığı bu seyahatin, üzerinde gene özenle ve büyük bir dikkatle durulması gereken esas mesajı, güme gitmek üzere.Krizlerle geldiği, dayandığı yeni evrenin alarmını veren sistemin, geleceğine yönelik kapının, aralanması yönünde ilk birlikte davranma ve adım atma önerisi, reel sorunlara boğulmuş dünyamızın, sadece reeli gören gözlerinden kaçmış.
Çünkü sistemin dayattığı yapısal dönüşümleri, ancak yaratıcı bir gözle, reelin ötesine bakarak, Çin'i, Maçin'i ile tüm dünyayı, bütün bir sistem içinde algılayarak ve de sistemi,gerçekten sistem olarak kavrayarak mümkün.Sistemi ve İnsanı, kendi bütünlüklerinde anlamadan, dayatan yapısal dönüşümünün isterlerine yanıt vermek mümkün değil.O yolda atılan ufakta olsa, bir önemli adımı yakalayıp, onu geleceğe yönelik gerekli büyük adımlara dönüştürmek kolay değil.Obama'nın dediği gibi gelecek, güç kullananların değil,onu yaratanların elinde olmalıdır.Demokrasilerini kendi deneyimleriyle bu günlere taşıyan, ve yarınlara insan gibi bakabilme potansiyeline sahip olan bu iki toplum, gelecege yönelik yapısal dönüşümün başlatıcısı ve ilk halkası olabilirler.Tabii,Türkiye bu şansı ve bu geleceği görebilirse.

Radikal
9/4/2009

Müslüman kökeniyle seslendi, 'tarihle yüzleş' dedi
Türkiye

GELECEK GÜÇ KULLANANLARIN ELİNDE DEĞİL, YARATANLARIN ELİNDE OLMALIDIR.

Obama’nın gezisinin tüm dünyaya açık olan bu mesajı, Sistemin reel dünyasında yaşanan kaosta, ancak burnunun ucunu görebilenlerin, algılayamayacağı bir mesaj bana göre. Dünyanın en büyük ve en son güç merkezinin başındaki bir kişinin, doğal olarak reel ötesini de, görebilen ve dillendirebilen bir bilgi birikimine dayanarak, verebileceği bir mesaj bu.
Çünkü bu küçük mavi satelit, varoluşunun insanımsılarla başlayan yepyeni bir evresinde, insanımsıyı insan kılacak uzun bir serüven yaşadı.Tepesi delindi, suyu kirlendi, var ettiği bir sürü canlı, onu terketti. Ama o yılmadı. Bölüklere ayırdığı,aralarına çitler ördüğü insanımsıları,işlere,sınıflara böldü.Güç topakları haline getirdi.Gücü, gücü yetene yarıştırdı, kırıştırdı. Hep, sürdürdüğü güç ilişkileri sistemi içinde, en güçlüyü kurduğu bu sistemin rehberi kıldı.Ama sonunda insanımsıyı, insan kılacak gücü de yarattı.İnsanın yaratıcı gücünü özgür kılacak ve doğasıyla bütünlüğünü,ortak geleceklerine taşıyacak yolun başına getirdi.Dün geleceğini dokutturduğu insanın, artık onu yeni yapılanması içinde kurmaya başlayabilmesi için, silkinmesi,”izm”ler dünyasından çıkması,gemişin değer lerini yavaş yavaş terketmesi, yeni kurum ve yapılanmalara yönelmesi gerekiyordu.Reel’in dünyasında dayatan sorunları ortak akılla, yani insan aklıyla halledebilmenin yollarını,ve ortaklıklarını yaratması gerekiyor.

Thursday, April 2, 2009

Cumhuriyet
"Kriz gelişmekte olan ülkelere zarar verebilir"
Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, küresel ekonomik krizin, gelişmekte olan ülkelerde yıkıcı etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu. Zoellick, G20 buluşmasının güveni sağlaması gerektiğini belirtti.
AA
Londra- Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, Londra'da yaptığı konuşmada, krizin, siyasi etkileri olabileceği, insani ve sosyal krize dönüşebileceğini belirterek, ''gelişmekte olan ülkelerde insanların krize karşı korunmak için çok az önlemi var; tasarruf yok, sigorta yok, işsizlik maaşı yok ve sıkça gıda yok'' dedi.
Gelişmekte olan ülkelerde insanların krize karşı korunmada çok zor durumda olduklarını belirten Zoellick, ''Londra, Washington ve Paris'te insanlar prim ya da prim almama konusunda konuşuyorlar. Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika'da ise sorun gıda ya da gıda bulamama konusunda'' diye konuştu.
G-20 üyelerinin harcamayı desteklemek için daha fazla çaba göstermesi gerektiğine işaret eden Zoellick, ''hiç kimse bu teşvik paketlerinin uzun bir süre yeterli teşviki sağlayacağından emin olamayabilir. Küresel krizler küresel çözümleri gerektiriyor'' dedi.
G-20'nin dünya ekonomisinde güveni sağlayacak fikirleri ve faaliyetleri birleştirmekten uzak durmaması gerektiğini ifade eden Zoellick, G-20'nin, bankacılık reformlarının izlenmesi, teşvik paketlerinin etkilerinin değerlendirilmesi ve korumacılığa karşı koymaya yardımcı olmak için mevcut uluslararası kurumları güçlendirmesi ve ıslah etmesi halinde krizin yarattığı güçlüklerin birçoğunun halledilebileceğini ifade etti.
Dünya Bankası'nın mikrofinans, altyapı ve bankalara sermaye desteğine gönderme yapan Zoellick, hükümetler, uluslararası kurumlar, sivil toplum ve özel sektör için kaynakları hareket geçirmenin önemli olduğunu vurguladı.
G-20'nin yeni 50 milyar dolar tutarındaki Küresel Ticaret Likidite Programı'nı onaylamasını umduğunu bildiren Zoellick, liderlerin, 1980'de Latin Amerika'daki ve 1990'da Asya'daki ekonomik krizlerden ders çıkarması gerektiğini belirtti.
Zoellick, ''Son 60 yılda piyasaların yüzmilyonlarca insanı nasıl yoksulluktan kurtarabildiğini gördük. Ancak aynı zamanda açgözlülük ve pervasızlığın bu kazanımları nasıl çarçur edebildiğini gördük. 21. yüzyılda insan yüzlü piyasa ekonomilerine ihtiyacımız var. İnsan yüzlü piyasa ekonomileri birey ve toplum için sorumluluğunun farkında olmalı'' dedi.
31 Mart 2009

Yorum:

Bay Robert Zoellick,gelişmekte olan ülkelere "en çok zararı siz göreceksiniz!"diye korku salmaya çalışsanızda, krizin hiç olmazsa boyutunu doğru saptamışsınız.Küresel krizin, küresel tedbirlerle çözülebileceğini söylemektesiniz.Ama bunun bir sistem krizi olduğunu ve mutlaka küresel katılımla çözülebileceğini görmek istemeyenlerdensiniz.Sistem,sermaye birikim sürecinde yaşadığı ve temelde arz talep uyumsuzluklarıyla patlak veren dönemsel krizlerine dönemsel çareler hep buldu.Yıkıp,yok etmeyle birikim sürecini besleyerek, günümüze geldi.Ama,sistemin güç ilişkileri çağının, gerilim,çatışma ve yeniden paylaşım anlamındaki geçmiş evresinin de sonuna geldik.Ekonomik,siyasal,sosyal vb. tüm alanlarda, demokratikleşmenin, katılımın ve çok yönlü bütünlenmenin gelip dayattığı,yeni bir evrenin eşiğindeyiz.Günlük deyimle kaybet-kazan döneminin bitmesi gerektiği ve gerçek kazan-kazan döneminin tüm insan ilişkilerinde kapılarımıza dayandığı bir evrenin içine girmekteyiz.Ama bu gerçekliği tüm boyutları ile kavrayabilmek için,küreselleşen sistemi ve onun odağında yer alan İNSAN'ı,artık tanımamız gerek!..İktisat biliminin temel taşı hala Firma'dır ön kabulü ile ,ne sistemi,ne de odağındaki insanı yerli yerine oturtabilirsiniz. Hala ilim olan bu bilimin ön kabulünde insanın yeri yoktur.İnsanı, mübadele ilişkileri sistemini,onun zorunlu bir evresi olan güç ilişkileri düzenini ve sistemin en gelişkin mübadele aracı olan parayı,bugün ulaştığımız bilgi birikimiden hareketle,yerli yerine oturtmadan,sistemin dönemsel krizlerle kafalarımızı kıran darbelerinden kurtulmak mümkün olabilir mi?Yaratıcı güçlerini gerçekten özgür kılmış, aydınlanmış insanlar, öncüsü olup geliştirecekleri diyalog platforumlarında,ipin ucunu gerektiği yerden yakalayabilirler.Böylece küresel muhalefet meydanlarında nefes tüketmekten kurtularak,otrak aklımızın yolunu buluruz.Hepimizin binbir türlü ideolojik kirliliğin kararttığı yolladan kurtularak,geleceğimize yönelik ,aydınlanmamızın yolunuda açmış olamazmıyız!..
Yurdaer Erşan