GÜCÜN DEVLETİ…
Hazırladığım
Gücün Devleti, Gücün
İktidarı ve Yeni
Demokrasi başlıklı, üç bölümlük yazımın, ilk iki bölümünde, sorunun güce bağlı
tarihsel boyutunu, geçmişini paylaşıp, tartışılması gereğini vurguladığım üçüncü
bölümde bir gelecek taslağı sunuyorum.
Hepimize kolay gelsin diyorum.
İnsan
olarak, toplum olarak,içinde yaşadığımız ülkenin ve bir parçası olduğumuz
dünyanın, kaygı ve korku yaratan gidişatının nedenlerini, nereye doğru gitmekte
olduğunu doğru anlayabilmek ve kavrayabilmek için, konuşup, tartışarak olup
biteni özümsemek, ortak aklımızın rehberliğini, yaratmak zorundayız.Çünkü,
artık bir oyun gibi oynanan bu “temsili demokrasi” oyununda, örgütlü çıkar
guruplarının, vekaletimizi, vesayetimizi kapmak için güç devşirip iktidara
gelme, iktidarlarını sağlama alma ve sürdürme yarışında, çatışmasında ve
kavgasında tükeniyoruz.
Toplumun
bir parçasının çıkarlarını kollamak üzere, akla, hayale gelmez algı yönetimi
cambazlıkları ile, bilgilenme hakkımızı sürekli çiğneyip, çoğunluğun aklını çelerek
,oy alabilmek için,bilincimizi bulandırıp önümüzü kararttıkları bir süreçten
geçiyoruz.
İnsanoğlunun,
sahip olduğu potansiyeli keşfedip, kendini ve toplumsal yaşamını,insana uyarlı
bir biçimde bütünleyebilmek için başladığı
ve halen sürdürülen, uzun ve zorunlu bir yürüyüşün, bugün çok önemli bir
evresinin eşiğindeyiz. Dönüp de, kat ettiğimiz yola neden çıktığımıza, nereden
nereye ve nasıl geldiğimize bir bakarsak, aşağıdaki belirlemeleri rahatlıkla
yapabiliriz.
Ayakları
üzerine dikilen ilk insan, kısa sürede, onu
zorlayan ve saldırganlaştıran eksiğinin, ne olduğunun farkına vardı. Beyninin yarattığı, birbirini
kışkırtan, tetikleyen, sınırsız ihtiyaç ve arzularla, onları gidermesine imkan
vermeyen, sınırları belirli ve yetersiz gücü arasında, tüm potansiyelini
zorlayan bir çatışma, bir kendine yetmezlikti bu.Kendine yetmezliği karşısında,
yetersizliğini gören ve sıkışan insan sürüsü, öncelikle türdeşleriyle birlikteliğinin,
bu birlikteliğin gücünün, kendisi için, bir yaşamsal zorunluluk olduğunu
yaşayarak gördü ve öğrendi.Böylece ilk güç birliği doğdu.
Bunu
ilk görüp, yaşamsal zorunluluğunu fark ederek, diğerlerinden faklılaşanlar,
topluluğun öncüsü, yol göstericisi birlikteliğin kollayıcısı ve sürdürücüsü oldular.Toplumlar,
aralarında gelişip, farklılaşanlar tarafından birlikteliğin yaşamsal önemine birlikte yaşayarak inandırıldılar.Bu
inanç bağını kuranlar, topluluğu bu çerçevede yaratan, kollayan ve simgeleriyle
kutsayan ve insanın inanç dünyasını da ilk yaratanlardır.
Birlikteliğin,
toplumsal gücünü kutsayıp, simgeleyen totemler, doğa parçaları, ulu ağaçlar, putlar,
şamanlar vb. etrafında toplanıp, sosyal bir bütünlük oluşturan, pagan bir
dünyaya açılan insanoğlu, ilk defa kendisini var edenin ve koruyanın da, bu
birliktelik ve onun güç birlikteliği olduğunu,
yaşayarak gördü ve inandı. Nedenini pek bilemeden, kendini içinde bulduğu bu
yeni oluşum, aynı zamanda onun güvenlik çemberiydi. Zamanla, bu birlikteliğin, insanın
gerek duyduğu gücün kaynağı olduğunu yaşayarak görüp, kavrayanlar ve bunun ilk
farkına varanlar,bu sosyal yapının beyni, aklı, lideri, birlikteliğin tutkalı,
inanç ortaklığının yaratıcıları, kısaca yaşam kılavuzu, yönetenleri,bilginin de
ilk taşıyıcıları oldular.
Her birlikteliğin öncüleri, liderleri, aklı
kullanmanın yararını, aklı yaratacak, düşünülebilecek
boş zamanının anlamını ve gereğini de, bu konumda yaşayarak kavradılar. Diğerlerinin de, aklın yolunu bulup,
keşfedecek boş zaman yaratmamayı, inanç dünyalarını sürekli besleyerek,
bilgisiyle yol göstererek, aylak kalmalarını engellemeyi de bildiler. Kurulan
düzenin gelişerek, kendini yeniden üretmesinin koşullarına, hep göz kulak
oldular.İnsanların birer açık sistemler bütünlüğü olarak, farkında ve
bilincinde olmadan doğayla ve birbirleriyle kurdukları enerji alışverişinin yol
göstericisi, kollayıcısı ve yardımcısı oldular. İnsan olma yolundaki uzun
yürüyüşte, toplumsal birlikteliğin, mümkün olduğunca parçalanmaması, insan
olmak için,insanlıktan çıkılan bu yürüyüşte, yaşanan tüm acılara tevekkülle,
tahammülü önerdiler. İnanç dünyasının umut ve teselli dolu vaazlarıyla, tüm
çatışma ve kavgalara rağmen, türün gelişip faklılaşan öncüleri,birlikteliğin
korunması yolunda, güçlendiler.Gerekli her
yeni adımı atmayı da, deneyip buldular. Artık onlar, o koşullarda, yaşamı
kolaylaştırıcı, birliği geliştirici öncülerdi.
Bu toplumların
kendini yeniden üretebilme koşulları değişip onları zorladıkça, oluşan yeni
ihtiyaçlar ve arzular, yeni güç birlikteliklerini, zorunluluk olarak gündeme
getirdi. Değişip gelişen ve farklılaşan bu birliktelikler, avcı, toplayıcı,
çoban ve yerleşik tarım toplumları gibi farklı varoluş yapılanmaları içinde
uzun süre,bilgi ve becerilerini geliştirerek, devindiler. Birliktelikler, kendi aralarında takas ile
alış verişi geliştirip, sürdürdüler. Her türlü alışveriş ilişkilerinde, farklılaşan insanlar,
aklın ve inancın bütünleyip dengelediği birlikteliklerin yol göstericisi oldular.
Özellikle,
daha yüksek arızalanma riski taşıyan, gelişkin üretim araçlarına, hayvan
sürülerine sahip olan ve onları güden çoban toplumlar, kendilerini yeniden
üretmede kimi zaman derin krizlere düştüler.Ve çözümü, yerleşik toplumların
üstüne çullanıp, onları yağmalamada buldular.
Bu çözümün giderek ağırlaşan bedeli, onları yeni ve büyük bir adım daha atmaya
zorladı. Bunlar yağmaladıkları yerde kaldılar, yağmayı düzenli ve sürekli bir
sömürü haline getirdiler. Böylece, yeni bir toplumsal yapının gelişerek, kendisini
yeniden üretmesinin de yolunu açtılar. Zoru ve şiddeti araç olarak kullanıp “İnsanın
insanı güttüğü”,Köleci bir toplum yapısını yarattılar. Bu Efendi, köle
ayrışımı, yöneten ve yönetilen
sınıfların doğuşuna ve sınıf kavgasına
atılan ilk adım oldu. Mübadele ilişkileri içinde, mübadele aracı olarak
yarattıkları paranın, yeni formlarının
da katkısı, üretimin çok yönlü patlamasıyla, ticaretin ve giderek toplumsal ilişkilerin
artmasına yol açtılar.Değeri yaratan gücün
ve ürünlerinin eşdeğer olan ve
ölçülebilirliği de sağlayanı paranın, aynı zamanda değer birikiminin de aracı
oldu.Bu yeni durumu kavradıkları ölçüde
gelişerek, yepyeni bir dünyaya göz açtılar.
Güç,sermayenin bu yeni ilişkileriyle nitelik
ve nicelik değiştirmeye başladı. Böylece, tüm ilişkileri tanımlayan ve
düzenleyen kurallar bütünlüğü oluştu, yazılı Hukuk doğdu.
İnsanın bütünlüğünün
parçalanmasıyla başlayan bu süreç, akılla, kaba gücün farklılaşan insanlarda
ayrı biçimlenmesine, anomalinin başlamasına yol açtı. Yöneten ve yönetilen
olarak parçalanmış insanın, gereksinim duyduğu gücü yaratmak için kurduğu bu
çatışmalı ve çelişik yapı, aynı zamanda bütünlüğün, birliğin ifadesi oldu. İnsanın
emeğinin sağılıp kullanılabileceği bu yapıyı yönetme gücünün, yani bu sistemsel
yapının aklının merkezi, geliştikçe örgütlenen, Devlet denen kumanda makinesi oldu!.Bu makineleri
kullananların, akıllarının , iktidarlarının, dünyayı paylaşarak, nasıl sürüp,
belledikleri, yarattıkları tüm arkeolojik, tarihi eserler ve buluntularda,
bugüne aktarılabilen tüm bilgi ve birikimlerle ortadadır.
Güç, aşağı
yukarı 300 yıl öncesine kadar, Efendilerin, Beylerin, Kralların,Hakanların,
Sultanların, Çarların, Şahların, İmparatorların Devletinin elinde ve
iktidarlarının emrindeydi. İktidar aracı olarak nitelenen bu kumanda
makineleri, zora ve şiddete baş vurarak, mümkün olduğunca da yarattıkları hukuka
dayanıp, zaman zaman adil davradılar. Ara
sıra da havuç vererek, meşruiyetlerini beslediler. Sürülerini, kölelerini,
tebaalarını, köylülerini, kentlilerini güttüler, yönettiler. Kısaca bu “Gücün Devleti”, kılıktan kılığa girerek
gücü, son kalıbına da döktü. Onu ölçülebilir, taşınabilir,
biriktirilebilir kıldı. İnsanoğlunun, en büyük icadı olan ve üretilen,
yaratılan, ne varsa her şeyin çok yönlü eşdeğeri olan parayla gücü de ölçtüler. Kısaca parayla ifade
edilebilir hale getirdiler. Sermaye olarak biriktirilebilir, bireyselleşebilir
olan bu güç, Efendi’yi, Bey’i, Şah’ı, Padişah’ı, vb. süpürüp tarihin çöp
sepetine attı.Yeni efendileri para, kentsoyluların elinde ele avuca sığmaz bir
ateş gibi, onların efendisi de, kölesi de oldu. Onları diyar diyar
koşturdu.Sermayedar yaptı. Güç, onu kullanmasını bilen yeni sahiplerinin,
dünyayı ve yaratılan tüm değerleri parayla
ölçülebilir, paraya dönüştürülebilir hale getirenlerin elindeydi. Sanayi
devrimiyle,kitlesel üretimin yolunu açan sermaye, artık müteşebbis denen bu sermayedarların elinde ve güdümündeydi.Yeni
efendiler, ellerindeki bu güçle, dünyanın dört bir yanına kolan vurarak, hükmetme
alanlarında yeni paylaşımların da yolunu
açtılar.Savaşlara, ayaklanmalara neden olan bu ince sömürü düzeni, isyanlara yol açtı. Vatanlarında hızla bir
kartopu gibi yuvarlanıp gelişmeye ve dünyaya, yeni pazarlara yayılmaya başlayan
sermaye ve ilişkileri, dünyamızı sarmaya, güç hiyerarşisi yaratmaya, dünyanın
güç odaklarını oluşturmaya başladı. Bu gücü yaratan sistemin yeni formu, yeni
ilişkileri, küreselleştirmeye başladı. Devlet
de bu yeni evrede hızla gelişip, dönüşerek son kabına, kalıbına, en gelişkin
modeli olan Gücün Ulus Devlet kalıbının
türlü çeşitli formlarına ulaştı. Buraya varana kadar,parçalanarak sürdürmek
zorunda olduğu sınıf mücadelesi sürecinde, çok ağır bedeller ödeyen insanoğlu, gücün,
her parselde toplumsal birlikteliği tehdit eden denetlenemez atılımları
karşısında, toplumsal yıkımı önleyecek aklın yolunu da bulmuş oldu.
Devlet ,bir
biçimde halkın, tüm vatandaşların, seçimle vekaletini alarak, tüm toplum
temsilcilerinin katılımıyla kurularak, hakimiyetin, kayıtsız şartsız millete
ait olduğu söylemiyle aidiyetini belirledi. Güç tüm toplumun Devleti’ne dönüştürüldü. Bu güçte
biçimlenen insan aklının yarattığı, güçler ayrımı ilkesini bu yapının temeline
oturttu. Evrensel hukuk’a bu ilke kazandırıldı. Çok gelişen yatayına iş
bölümünde farklılaşan insan, aynı zamanda yönetilen, kul,köle reaya, vatandaş
ve nihayet yurttaş oldu.Ülkemizde de,bu büyük yıkım ve dönüşüm sürecinin sonunda,
Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesinden gücün yeni devleti olan,”Türkiye Cumhuriyet “ doğdu.Herkes
vatandaş oldu. Kuvvetler ayrılığına dayalı “temsili
demokrasi “düzeninde gücün yıkıcılığa ulaşan etkinlikleri gücün
temsilcilerinin iktidarında, toplum tarafından denetlenebilir oldu.
Temsili
demokraside seçimle oluşturulan “ iktidar”ların
kimi zaman kabaran, kabartılan hırsı, aklı, akıl olmaktan çıkaran, güç tapıncına vardıran akıl tutulmaları, oluşturulan tüm
dengeleri bozmaya, bedeli ağır olan çatışmaların yolunu açmaya başladı. Sistem,
bedeli ağır olan bu karmaşa ve çatışma ortamında, yeni bir doğumun ve dönüşüm
sürecinin özlemi içinde ve yeni bir evresinin eşiğinde ORTAK AKLI bekliyor.
Yurdaer Erşan 11 Mart 2016