Friday, March 11, 2016

GÜCÜN DEVLETİ…

      Hazırladığım Gücün Devleti, Gücün İktidarı ve Yeni Demokrasi başlıklı, üç bölümlük yazımın, ilk iki bölümünde, sorunun güce bağlı tarihsel boyutunu, geçmişini paylaşıp, tartışılması gereğini vurguladığım üçüncü bölümde bir gelecek  taslağı sunuyorum. Hepimize kolay gelsin diyorum.
      İnsan olarak, toplum olarak,içinde yaşadığımız ülkenin ve bir parçası olduğumuz dünyanın, kaygı ve korku yaratan gidişatının nedenlerini, nereye doğru gitmekte olduğunu doğru anlayabilmek ve kavrayabilmek için, konuşup, tartışarak olup biteni özümsemek, ortak aklımızın rehberliğini, yaratmak zorundayız.Çünkü, artık bir oyun gibi oynanan bu “temsili demokrasi” oyununda, örgütlü çıkar guruplarının, vekaletimizi, vesayetimizi kapmak için güç devşirip iktidara gelme, iktidarlarını sağlama alma ve sürdürme yarışında, çatışmasında ve kavgasında tükeniyoruz.
      Toplumun bir parçasının çıkarlarını kollamak üzere, akla, hayale gelmez algı yönetimi cambazlıkları ile, bilgilenme hakkımızı sürekli çiğneyip, çoğunluğun aklını çelerek ,oy alabilmek için,bilincimizi bulandırıp önümüzü kararttıkları bir süreçten geçiyoruz.
      İnsanoğlunun, sahip olduğu potansiyeli keşfedip, kendini ve toplumsal yaşamını,insana uyarlı bir biçimde  bütünleyebilmek için başladığı ve halen sürdürülen, uzun ve zorunlu bir yürüyüşün, bugün çok önemli bir evresinin eşiğindeyiz. Dönüp de, kat ettiğimiz yola neden çıktığımıza, nereden nereye ve nasıl geldiğimize bir bakarsak, aşağıdaki belirlemeleri rahatlıkla yapabiliriz.
      Ayakları üzerine dikilen  ilk insan, kısa sürede, onu zorlayan ve saldırganlaştıran eksiğinin, ne olduğunun  farkına vardı. Beyninin yarattığı, birbirini kışkırtan, tetikleyen, sınırsız ihtiyaç ve arzularla, onları gidermesine imkan vermeyen, sınırları belirli ve yetersiz gücü arasında, tüm potansiyelini zorlayan bir çatışma, bir kendine yetmezlikti bu.Kendine yetmezliği karşısında, yetersizliğini gören ve sıkışan insan sürüsü, öncelikle türdeşleriyle birlikteliğinin, bu birlikteliğin gücünün, kendisi için, bir yaşamsal zorunluluk olduğunu yaşayarak gördü ve öğrendi.Böylece ilk güç birliği doğdu.
       Bunu ilk görüp, yaşamsal zorunluluğunu fark ederek, diğerlerinden faklılaşanlar, topluluğun öncüsü, yol göstericisi birlikteliğin kollayıcısı ve sürdürücüsü oldular.Toplumlar, aralarında gelişip, farklılaşanlar tarafından birlikteliğin  yaşamsal önemine birlikte yaşayarak inandırıldılar.Bu inanç bağını kuranlar, topluluğu bu çerçevede yaratan, kollayan ve simgeleriyle kutsayan ve insanın inanç dünyasını da ilk yaratanlardır.
      Birlikteliğin, toplumsal gücünü kutsayıp, simgeleyen totemler, doğa parçaları, ulu ağaçlar, putlar, şamanlar vb. etrafında toplanıp, sosyal bir bütünlük oluşturan, pagan bir dünyaya açılan insanoğlu, ilk defa kendisini var edenin ve koruyanın da, bu birliktelik  ve onun güç birlikteliği olduğunu, yaşayarak gördü ve inandı. Nedenini pek bilemeden, kendini içinde bulduğu bu yeni oluşum, aynı zamanda onun güvenlik çemberiydi. Zamanla, bu birlikteliğin, insanın gerek duyduğu gücün kaynağı olduğunu yaşayarak görüp, kavrayanlar ve bunun ilk farkına varanlar,bu sosyal yapının beyni, aklı, lideri, birlikteliğin tutkalı, inanç ortaklığının yaratıcıları, kısaca yaşam kılavuzu, yönetenleri,bilginin de ilk taşıyıcıları oldular.
    Her birlikteliğin öncüleri, liderleri, aklı kullanmanın yararını, aklı yaratacak,  düşünülebilecek boş zamanının anlamını ve gereğini de, bu konumda yaşayarak  kavradılar. Diğerlerinin de, aklın yolunu bulup, keşfedecek boş zaman yaratmamayı, inanç dünyalarını sürekli besleyerek, bilgisiyle yol göstererek,   aylak kalmalarını engellemeyi de bildiler. Kurulan düzenin gelişerek, kendini yeniden üretmesinin koşullarına, hep göz kulak oldular.İnsanların birer açık sistemler bütünlüğü olarak, farkında ve bilincinde olmadan doğayla ve birbirleriyle kurdukları enerji alışverişinin yol göstericisi, kollayıcısı ve yardımcısı oldular. İnsan olma yolundaki uzun yürüyüşte, toplumsal birlikteliğin, mümkün olduğunca parçalanmaması, insan olmak için,insanlıktan çıkılan bu yürüyüşte, yaşanan tüm acılara tevekkülle, tahammülü önerdiler. İnanç dünyasının umut ve teselli dolu vaazlarıyla, tüm çatışma ve kavgalara rağmen, türün gelişip faklılaşan öncüleri,birlikteliğin korunması yolunda, güçlendiler.Gerekli  her yeni adımı atmayı da, deneyip buldular. Artık onlar, o koşullarda, yaşamı kolaylaştırıcı, birliği geliştirici öncülerdi.
      Bu toplumların kendini yeniden üretebilme koşulları değişip onları zorladıkça, oluşan yeni ihtiyaçlar ve arzular, yeni güç birlikteliklerini, zorunluluk olarak gündeme getirdi. Değişip gelişen ve farklılaşan bu birliktelikler, avcı, toplayıcı, çoban ve yerleşik tarım toplumları gibi farklı varoluş yapılanmaları içinde uzun süre,bilgi ve becerilerini geliştirerek, devindiler.  Birliktelikler, kendi aralarında takas ile alış verişi geliştirip, sürdürdüler. Her türlü  alışveriş ilişkilerinde, farklılaşan insanlar, aklın ve inancın bütünleyip dengelediği birlikteliklerin yol göstericisi oldular.
      Özellikle, daha yüksek arızalanma riski taşıyan, gelişkin üretim araçlarına, hayvan sürülerine sahip olan ve onları güden çoban toplumlar, kendilerini yeniden üretmede kimi zaman derin krizlere düştüler.Ve çözümü, yerleşik toplumların üstüne çullanıp, onları yağmalamada buldular.  Bu çözümün giderek ağırlaşan bedeli, onları yeni ve büyük bir adım daha atmaya zorladı. Bunlar yağmaladıkları yerde kaldılar, yağmayı düzenli ve sürekli bir sömürü haline getirdiler. Böylece, yeni bir toplumsal yapının gelişerek, kendisini yeniden üretmesinin de yolunu açtılar. Zoru ve şiddeti araç olarak kullanıp “İnsanın insanı güttüğü”,Köleci bir toplum yapısını yarattılar. Bu Efendi, köle ayrışımı,  yöneten ve yönetilen sınıfların doğuşuna ve sınıf  kavgasına atılan ilk adım oldu. Mübadele ilişkileri içinde, mübadele aracı olarak yarattıkları  paranın, yeni formlarının da katkısı, üretimin çok yönlü patlamasıyla, ticaretin ve giderek toplumsal ilişkilerin artmasına yol açtılar.Değeri  yaratan gücün ve ürünlerinin  eşdeğer olan ve ölçülebilirliği de sağlayanı paranın, aynı zamanda değer birikiminin de aracı oldu.Bu yeni durumu kavradıkları ölçüde  gelişerek, yepyeni bir dünyaya göz açtılar.
      Güç,sermayenin bu yeni ilişkileriyle nitelik ve nicelik değiştirmeye başladı. Böylece, tüm ilişkileri tanımlayan ve düzenleyen kurallar bütünlüğü oluştu, yazılı Hukuk doğdu.
      İnsanın bütünlüğünün parçalanmasıyla başlayan bu süreç, akılla, kaba gücün farklılaşan insanlarda ayrı biçimlenmesine, anomalinin başlamasına yol açtı. Yöneten ve yönetilen olarak parçalanmış insanın, gereksinim duyduğu gücü yaratmak için kurduğu bu çatışmalı ve çelişik yapı, aynı zamanda bütünlüğün, birliğin ifadesi oldu. İnsanın emeğinin sağılıp kullanılabileceği bu yapıyı yönetme gücünün, yani bu sistemsel yapının aklının merkezi, geliştikçe örgütlenen, Devlet denen  kumanda makinesi oldu!.Bu makineleri kullananların, akıllarının , iktidarlarının, dünyayı paylaşarak, nasıl sürüp, belledikleri, yarattıkları tüm arkeolojik, tarihi eserler ve buluntularda, bugüne aktarılabilen tüm bilgi ve birikimlerle ortadadır.
   Güç, aşağı yukarı 300 yıl öncesine kadar, Efendilerin, Beylerin, Kralların,Hakanların, Sultanların, Çarların, Şahların, İmparatorların Devletinin elinde ve iktidarlarının emrindeydi. İktidar aracı olarak nitelenen bu kumanda makineleri, zora ve şiddete baş vurarak, mümkün olduğunca da yarattıkları hukuka dayanıp, zaman zaman  adil davradılar. Ara sıra da havuç vererek, meşruiyetlerini beslediler. Sürülerini, kölelerini, tebaalarını, köylülerini, kentlilerini güttüler, yönettiler. Kısaca bu “Gücün Devleti”, kılıktan kılığa girerek  gücü, son kalıbına  da döktü. Onu ölçülebilir, taşınabilir, biriktirilebilir kıldı. İnsanoğlunun, en büyük icadı olan ve üretilen, yaratılan, ne varsa her şeyin çok yönlü eşdeğeri olan parayla  gücü de ölçtüler. Kısaca parayla ifade edilebilir hale getirdiler. Sermaye olarak biriktirilebilir, bireyselleşebilir olan bu güç, Efendi’yi, Bey’i, Şah’ı, Padişah’ı, vb. süpürüp tarihin çöp sepetine attı.Yeni efendileri para, kentsoyluların elinde ele avuca sığmaz bir ateş gibi, onların efendisi de, kölesi de oldu. Onları diyar diyar koşturdu.Sermayedar yaptı. Güç, onu kullanmasını bilen yeni sahiplerinin, dünyayı ve yaratılan tüm değerleri parayla  ölçülebilir, paraya dönüştürülebilir hale getirenlerin elindeydi. Sanayi devrimiyle,kitlesel üretimin yolunu açan sermaye, artık müteşebbis denen  bu sermayedarların elinde ve güdümündeydi.Yeni efendiler, ellerindeki bu güçle, dünyanın dört bir yanına kolan vurarak, hükmetme alanlarında  yeni paylaşımların da yolunu açtılar.Savaşlara, ayaklanmalara neden olan bu ince sömürü düzeni,  isyanlara yol açtı. Vatanlarında hızla bir kartopu gibi yuvarlanıp gelişmeye ve dünyaya, yeni pazarlara yayılmaya başlayan sermaye ve ilişkileri, dünyamızı sarmaya, güç hiyerarşisi yaratmaya, dünyanın güç odaklarını oluşturmaya başladı. Bu gücü yaratan sistemin yeni formu, yeni ilişkileri, küreselleştirmeye  başladı. Devlet de bu yeni evrede hızla gelişip, dönüşerek son kabına, kalıbına, en gelişkin modeli olan Gücün Ulus Devlet kalıbının türlü çeşitli formlarına ulaştı. Buraya varana kadar,parçalanarak sürdürmek zorunda olduğu sınıf mücadelesi sürecinde, çok ağır bedeller ödeyen insanoğlu, gücün, her parselde toplumsal birlikteliği tehdit eden denetlenemez atılımları karşısında, toplumsal yıkımı önleyecek aklın yolunu da  bulmuş oldu.
      Devlet ,bir biçimde halkın, tüm vatandaşların, seçimle vekaletini alarak, tüm toplum temsilcilerinin katılımıyla kurularak, hakimiyetin, kayıtsız şartsız millete ait olduğu söylemiyle aidiyetini belirledi. Güç  tüm toplumun Devleti’ne dönüştürüldü. Bu güçte biçimlenen insan aklının yarattığı, güçler ayrımı ilkesini bu yapının temeline oturttu. Evrensel hukuk’a bu ilke kazandırıldı. Çok gelişen yatayına iş bölümünde farklılaşan insan, aynı zamanda yönetilen, kul,köle reaya, vatandaş ve nihayet yurttaş oldu.Ülkemizde de,bu büyük yıkım ve dönüşüm sürecinin sonunda, Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesinden gücün yeni devleti  olan,”Türkiye Cumhuriyet “ doğdu.Herkes vatandaş oldu. Kuvvetler ayrılığına dayalı “temsili demokrasi “düzeninde  gücün yıkıcılığa ulaşan etkinlikleri gücün temsilcilerinin iktidarında, toplum tarafından denetlenebilir oldu.
     Temsili demokraside seçimle oluşturulan “ iktidar”ların kimi zaman kabaran, kabartılan hırsı, aklı, akıl olmaktan çıkaran, güç  tapıncına  vardıran akıl tutulmaları, oluşturulan tüm dengeleri bozmaya, bedeli ağır olan çatışmaların yolunu açmaya başladı. Sistem, bedeli ağır olan bu karmaşa ve çatışma ortamında, yeni bir doğumun ve dönüşüm sürecinin özlemi içinde ve yeni bir evresinin eşiğinde ORTAK AKLI bekliyor.

 Yurdaer Erşan                                     11 Mart  2016

No comments: