GÜCÜN İKTİDARI…
Güce, yaşamsal bir gereksinimi bulunan ve onun
yaratıcısı olan insan, yarattığı bu gücün nasıl onu paramparça ederek,gücün iktidarını oluşturduğunu, nasıl değişip dönüşerek bu
günlere geldiğini bilmeden, gücün hala
bize hükmeden iktidarına son vermek, mümkün olamaz. Ancak Gücün, onu yönetecek İnsana, insanın da ,İnsan
olarak varlığını sürdürebilmesi için güce gereksinimi vardır.
Gücün, burnumuza takıp, güdülmemizi
sağladığı iktidar halkasından kurtulmanın yolu elbet bulunur.Bugün,çok
uluslu ve uluslar üstü dev sermaye gruplarının dünya pazarlarını bütünlediği,
teknolojik gelişmelerle kapitalizmin, insanı kitlesel üretim bantlarından dışladığı,
kullanım değerleri dünyasını,neredeyse tümüyle mübadele değerleri dünyasına
dönüştürdüğü bir evredeyiz. Küreselleşip, bütünlenen sistemin, dünyayı
harmanlayarak,üretimi sorun olmaktan çıkarıp, artık tümüyle dönüşüm
sorunlarıyla boğuştuğu, elindeki gücü artırmak, onun ateşini canlı tutmak
adına yıkımlarla, lokal savaşlarla sürdürebilirliğin,
çok yönlü güncel sorunlarını aşabilmek
için çırpındığı, bu sistemin ve onun bir alt yapılanması olan güç ilişkileri
sisteminin, tarihi kazan- kaybet oyununun, kısaca kapitalizmin zurnasının zırt
dediği yerdeyiz bugün...
Bütünlenerek
denetlenemez hale gelen bu gücün, dün parsellettiği dünyamızdaki her parselde, kendisini
yönetme erkini kullanmak üzere, örgütleyerek yarattığı iktidarlar ve onların
hiyerarşilerinin paylaştığı ve hükmetmeye zorlandığı bir dünyadayız.Bu iktidarların
ve hiyerarşik yapılanmaların tepelerinde yer alan, kimi kifayetsiz
muhterislerin yönetimi ve baskısı altındaki dünyamızda yaşananlar,
yaşadıklarımız, gücün iktidarı'nın da artık
çok yönlü tanınıp, anlaşılıp kavranması gereğini önümüze koymaktadır.Gücün gelişip,
değişerek, dönüşüp bütünlenerek bugünlere ulaştığı, sürecin her evresinde
oluşan ve yönetme erkine sahip olan iktidar yapıları da, gelişip dönüşerek,
evrilip değişerek, sahiplendikleri parsellerde, örgütlenip bütünlenerek bu
günlere geldiler.
Böyle
bir sürecin başlamasını ve gelişimini dinamize eden temel nedeni de, bir kere
daha hatırlayalım.İlk ayağa kalktığında, ellerini ve kendini özgürleştiren,
dikildiğinde gözlerinin alabildiği kadar gördüğü, duyu organlarının algılayabildiği
kadar uyarıldığı, onu saran arzu ve
ihtiyaçları yaratan dünyasında, ilk
adımlarını atmaya başladığında insanoğlu, kendi aczini , yetersizliğini ve de kendine yetmezliğini gördü.
Toplumda ilk iş bölümü de, ilk adımlarında, doğal ve türsel yaşamının
gerekleri ve gereksinimleri üstüne oluşmuştu.Üreme ve yaşamı sürdürebilme
sorunuyla birlikte,kadın-erkek ile güçlü-
güçsüz ayrımı, canlılar dünyasının doğal seyrinde ilk gündeme gelenlerdi..
Bu yaşam birlikteliklerinde, süreci
sürdürebilenler, yönetebilenler, doğal olarak ilk ,en yakınlarındaki insanlar
üzerinde bu yönetme, yönlendirebilme gücünü,becerisini denemeye, kullanmaya başladılar. Avcı ve toplayıcı
ilk toplumlardan bu yana, bu yetenek ve güç, çok önemli değişim ve dönüşümler geçirmiş,
insanların kendi kendilerini ve birlikteliklerinin yönetimine katılabilme
yetisine ulaşmasında, çok ağır bedeller ödense de,önemli bir güç deney ve
bilgi birikimi yaratmışlardır.
Soylar, boylar, klanlar ve kabilelerden
aşiretlere varan toplumsal yapılarda, onları
güden, yönetme becerisi ve bilgi birikimiyle farklılaşmış, gelişkin insanlar olmuştur. Bunların gelişen iktidar
alanları, yönetme erklerinin kapsadığı ve etkilediği kitlelerin büyüklüğü,
giderek onları organlaşmaya, iktidar kurumları yaratmaya zorlamıştır. Örgütlenerek,
organlaşarak gelişip, büyüyen Muktedirin, sahip olduğu bilgi, deney birikimi, aklı
ve gelişmiş güdüleriyle kazandığı beceri ve yetenek, onun hükmettiği gücü, en
az emek ve enerjiyle yönetme güdüsünü de harekete geçirmiştir. Bunun bir bilgi
olarak değerini de kavranılır kılmıştır.Toplumun gücünü ve kazandıkları
becerileri yönetme ve yönlendirmenin,
kısaca iktidar olmanın ilk kurumsal yapısını, yerleşik toplumun ilk iktidar
aygıtını, yani devlet makinesini de, bu bilgiyle tasarlayıp yaratmayı
başarmıştır.
Çoban
toplumun, telef olan sürüleriyle, varlığını sürdürmede düştüğü dar boğazlarda, akıncı,yağmacı olarak çadırlarda otağlarda yürüttüğü devlet yapıları,
yerleşerek kimi yerlerde, köleciliğin site devletlerine, hatta imparatorluklara
dönüştü. Kimileri ise gelişip, güçlenerek ulaştıkları devlet, imparatorluk
yapılanmalarında çok geniş alanlara ve kitlelere hükmettiler. Bu muktedirlerin devletleri,Beylerin
ve Efendilerin,Krallar ve Hakanların, Şahlar ve Padişahların, Sultanların, soylarıyla,
sülaleleri ile kuşaklar boyu hükmettikleri, giderek geliştirip, kurumlarla biçimlendirip,
yasalarla donatıp, örgütlemiş oldukları, organlaşmış iktidar aygıtlarını yarattılar.
Devlet denen bu aygıt marifetiyle, muktedirlerin
sürüleştirdikleri insanlara egemen oldukları,
sosyal yapılanmalar da, çeşitlendi ve birbirini izledi.
Giderek
mutlaklaşan, kurumsallaşan, tanrısallaşan birinin, sahip olduklarıyla
belirlenen ekonomik gücü, toplumu
kucakladığı ve inandırdığı ve kendisini, Tanrı’nın vekili kılan, ideolojik gücü ve iktidarının yarattığı, yaratılmasını
sağladığı kurum ve yapılarla güttüğü siyasetin gücü, bu güçlere dayanarak yaratılan algının gücü, insanlarda
güven ve adalet duygusunu, istikrarı gözeten bir yeni devlet oluştu duygusunu
yarattı. Bu da toplumun her alanındaki, tüm yaşamsal ilişkilerinin
sürdürülebilirliğini kontrol ederek, toplumda istikrarı sağlamaya yöneldi.
Tüm bu gelişim ve dönüşümleri zorlayan, güç
yaratma ve onu geliştirme zorunluluğu,sınıf mücadeleleri motorunun da
ivmesiyle,her alanda önemli değişim ve dönüşümlerin önündeki engelleri temizleyen yol makinesini oldu.Ekonomide, para
gibi her şeye eşdeğer olabilen ve zamanla bir ortak değer ölçüsü olan aracın
icadıyla hızlanmış, mübadele ilişkileri,
üretim ve ticarette, dönüşüm ve bölüşümde, ölçülebilirliği, güçte
biriktirilebilirliği ve gücün biriktirilebildiği ellerde de birikimini sağladı.Ticarette biriken sermaye, değer
yaratmanın yollarını açtı.Yavaş yavaş para ve sermayeyle yatırımın yolunu açan,
hasatla gücüne güç katan sermayedar,üretimi de denetleme, düzenleme ve pazarlama olanağını yarattı. Bu yeni güce dayalı yeni iktidar
odakları yani sermayedarlar ve kurumları da ortaya çıktı
Bu yeni güç,
dağılımı ve çok yönlü tüm etkinlikleriyle, Mutlak muktedir kişinin, iktidarını,
tahtını kurumlarıyla devletini,
hükmettiği gücü zorlayan, en önemli güç birlikteliğini
yarattı. Mutlak muktedirlerin yüksek vergi ve salmalarıyla zorlanan
sermayedarlar,13. y.y.da İngiltere de birleşip
Kral’a, bir arada var olmanın koşullarını içeren bir toplumsal sözleşmeyi, ilk
anayasayı, Magna Carta’yı dayattı. Böylece Parlamenter düzenin de ilk adımı
atılmış oldu.İktidar, gücü yaratan halk adına, sermayedarlarca paylaşıldı. Böylece iktidar, gücün en son
formunu yaratan ve gelişimini denetleyen bilgi ve beceriyle donanmış olan, sermayedarların
eline geçti.
Sermayedarların aklı, kısaca paranın aklı,
gücün yaşamsal değerini kavrayan, kavrayacak olan tüm insanların aklı
olabildiği zaman, kendine egemen olan insan, sahip olduğu güce de egemen olabilir.
Akılla ve aklın yolunu bulabilecek yetenekle donanan insan, ancak bu yolla gerçek
bilginin de kaynağına ulaşır.Yaratıcılığın gücünü oluşturan ve insana, insan
olduğunu fark ettiren bu gelişme, insan olarak varlığımızı sürdürebilmemizin
teminatıdır.
Yaşamakta
olduğumuz süreçte, gücün son sahipleri olan, sermayedarlar güçlerini, sahip olduklarını, insanoğlunun en
önemli icadı olan paranın, deste deste banknotlarının arkasına saklar ve onunla
ifade ederlerken , iktidarlarını da dönüştürdükleri Devletin türlü
çeşitli biçimlenişlerinin arkasına sakladılar. Millete seçtirdiklerine ,
denetimleri altındaki iktidar makinesini,seçimden seçime teslim ettiler. Kurdukları bu devlet düzeninde parlamentonun
alnınada, “Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir!..” dediler.
Yurdaer Erşan 30 Mart 2016
No comments:
Post a Comment