Aklın yarılması, aklın çelinmesi
Dün, kırlarında bayırlarında rahat ve serazad otlayıp dolaştığımız,
etliye sütlüye karışmaya pek gerek duymadığımız,sınırlarını kendimizin
belirlediği küçücük bir dünyamız vardı. Yaşamımızı, ufkumuzun sınırlarını
çizdiği bir dünyada ,bir ülkede, gelişmişliğimize bağlı, sınırlı bir
yaşam alanında sürdürüyorduk. Ufkumuz, minareden ya da bir tepeden baktığımız,
bakıp da kavrayabildiğimiz kadarıyla sınırlıydı.
Bugün çoğunluğumuz, sistemin
bizleri “akıl yarılması”na uğratıp farklılaştırarak, yerlerimizden sürerek
savurduğu varoşlarda,yeni yeni ağıllara tıkışarak bir arada yaşamaya zorladığı kentlerde
yaşıyoruz. Artık sopanın değil,
paranın emir ve kumandasında, eşekten
inip, arabaya, uçağa bindiğimiz, dünyaya paramızın yettiği kadar tepeden
bakabildiğimiz ve o ölçüde kavrayabildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz.
Küreselleşerek çok yönlü bütünlenen sistemin, yeni bir evresinin yolunu açtığını,”mübadele
ve güç ilişkileri sistemi”nin, değişim ve dönüşümlerle, limitlerine doğru yol aldığını da, pek göremiyoruz.
Ama, yol açtığı kriz , yıkım ve çalkantılarının içinde yaşıyoruz. Bizler de, sistemin dün doğrudan bugün ise,
temsili yapılanmalarla yönetimini sağladığı bu reel güç alanlarındaki, parçalarından birinde, “temsili
demokratik düzen”deki, bir ulus
devlette yaşıyoruz. Gücün yarattığı güç hiyerarşisinde yer alan, gücün tek ve mutlak
hakim olduğu devletler hariç, her ortamdaki güçlerin, onların siyasal temsilcilerinin,bu
temsili demokratik düzende iktidar olmak, devlet dümenini ele geçirmek için
çatıştığını, gerekirse uzlaşıp , güçler
koalisyonu içinde devlete hükmeden”
iktidarını” yarattığını,yaşadığımız tüm krizleriyle gördük ve de görüyoruz.
Dünden bugüne, içinde yaşadığımız güç ilişkileri düzeni gerçekliğinde güçlülerin, güçlerine dayanarak, parselleyip, hükmettikleri bir dünyada
yaşıyoruz. Yarattıkları hiyerarşi
içinde, her parselde etkin olan, kendilerine has ideolojik yapıştırıcılar ve
yöntemlerle örgütlenerek, devşirdikleri
güçleri, sulayıp besleyerek yeşerten
ve bu güçlere dayanarak, topluma daha iyi bir
gelecek vaad ederek kendilerini
seçtirebildiler. Toplumun vekalet veya vesayetini birlikte
devşirdiler.Güçlerin, güç
ittifaklarının parsellemiş oldukları
dünyamızın, her parselinde, hala “güç
bende “ diye, her somutlukta haykıran,
birer iktidarları var.
Bu ilişkiler dünyasında,
genelde yaygın olarak oynanan temsili demokrasi oyununda, iktidarların karşısında, tepkileri ile ona nefes aldıran,
hoşnutsuzları sistem içinde tutan , fırsat bulursa, güç bende diye
bağıracak olan, ona hazırlanan bir de
muhalefet var.
Bu güç bende oyunu, gücü, sistemin işleyiş
mantığına uyarlı biçimde yoğurup toparlama ve
seçilerek iktidara gelme oyunudur!..Bu oyunda, ipler gerilebilir, hile
yapılabilir, şöyle ya da böyle ele geçirilen iktidarın meşruiyeti esastır.
Guguğa çevrilen Hukuk düzeninde de bu böyledir.Bu da, çoğu zaman,çoğunluğun
gücüyle sağlanır!!!.Çoğunluğun temsilini
bir biçimde sağlayan, bu güce dayalı temsili demokrasinin teminatı, iktidarın gücüdür,
avukatı da muhalefettir!..
Var olan bu düzenden yana olanların siyasal temsilcilerinin,
iktidarlarında, kendilerini var
eden dengelerde direndiğini, hatta bunun için, giderek daha anti demokratik
düzenlemelere, düzenlere doğru
yöneldiğini gördük, yaşadık. Bunun yanında, onlarla çatışan, siyasal muhalefet güçlerinin de, dayatan bu yeni zorunluluğu, köklü değişim ve dönüşümü, nedenleriyle ve
derinliğiyle kavrayamadıklarını, bu “akıl yarılması” ortamında ve “güçsüzlüğün aklı”nın kılavuzluğunda
kavrayamayacaklarını da , rahatlıkla
görmekteyiz. Bu güç kavgalarında, güçlünün, iktidarının etkinliğine bağlı
olarak, biçimlenen muhalefetin tepkisiyle oluşan sürekli
çatışmalı, seyirlik yapılanmada, bilinen kayıkçı kavgası düzeninde, aklımızı çelip,bizi uyutan
dalaşmalarıyla, kendilerini ve var olan düzeni,
sürdürme çabasında olduklarını da,
artık görebiliriz, görmeliyiz...
Sistemin dayattığı değişim ve dönüşümü,
giderek daha iyi kavrayanların, Sistemin yeni isterlerine daha uyumlu,yeni bir bütünlenme sürecinin başında olduğunu
fark eden ve ondan yana olan
yeni güçlerin de bir arayış ve toparlanma sürecini yaşadıklarını da artık görebilmeliyiz. Ve onların yeşertebileceği yeni gücün ,çelinmek
ve saptırılmak istenen bu“ortak akla” ,
birer orta sınıf mensubu olarak, katkıda bulunabilmek,bu yeni aklın uç verişine katkıda bulunmanın yollarını açmak zorundayız.Elbette bu süreç, etkin
olan, etkilenen ve bu çatışmada
yükselen yeni güçlerin, gelişmişliğine
bağlı olarak farklı biçimlerde yaşanabilecektir.
Ülkelere göre farklılaşan, bu
yeni güçler, özgülleşen bu yeni bütünlenme sürecini ve onun temel karakterini, birbirleriyle
diyalog içinde olarak, öncelikle keşfedip, kavrayabildikleri ölçüde, bu değişim
ve dönüşüm sürecini , daha düşük kayıplarla yaşayabileceklerini de görmek zorundalar.
Bu süreçte, böyle bir dönüşümden geçen, bu yeni güçler kendilerini, at
gözlüğü ile dünyaya baktıran, her türlü ideolojik, etnik, dinsel vb. türlü
çeşitli kimlik zırhlarından arındırarak, dün ötekileştirdiği diğerine, İNSAN
gibi bakabilen, kısaca demokrat bir bireye dönüşebilmenin yolunu giren insanlar, bu yeni gücü, bütünlenmekte olan
insanın , bütünlenmekte olan gücünün de farkında ve bilincinde olacaklardır...
Bu
yoldaki insanların oluşturduğu yeni güç, tüm ilişkileri demokratikleştirerek ,
karar süreçlerinde yatayına bütünlenmeyi sağlayabilirler. Buna bağlı olarak
donanıp biçimlenecek insanlar , değişim
ve dönüşümün “rasio”sunu yani aklını da, siyasal,
sosyal, kültürel bütün boyutlarında
keşfetmek durumunda, konumunda ve zorunda olacaklardır. Ancak bunları , küçülen dünyamızın tüm ortada gezen
sınıfları, birlikte yakalayabildikleri
ve yaşama geçirebildikleri takdirde başarılı olabileceklerini de görüp anlayacakları açıktır.
İnsanlar, özellikle orta sınıf
mensupları, görünenin, arkasındaki gerçekliği, dayatan değişim ve dönüşüm gerçekliğinin dinamiğini, tüm sistemin aklını
kavrayabilmiş, bu çerçevede ortak
aklı yaratabilmiş olmalarına bağlı olarak,
sürecin daha az ve farklı yıkımlarla,
çöküntülerle yaşanacağını da görüp, kavrayabileceklerdir. Hükmeden aklın
gücüyle, ortak aklın gücü arasındaki büyük farkın da, ayırdına varacaklardır.
Sistemin dayattığı değişim ve dönüşümün ,onun özgünlünden kaynaklandığını da
görebileceklerdir.
Öncelikle kavranması gerekenin, kendi gerçekliğimiz olduğu açıktır. Ancak bu bilinç ve kavrayışla
çıkılacak yolda, bu oluşumun yaratacağı “
domino etkisi” ile , dayatan bu yeni
ve köklü değişim ve dönüşümün, dünyamızı
dalga dalga saracağını da düşünebiliriz. İNSAN’ın kendisini tüm unsurlarıyla kuşatıp,
bütünleyen doğasında, bu sürecin
yaratacağı değişim ve dönüşümlerin boyutlarını hayal edebilir misiniz?..Bu yeni
güç BİLGİNİN, onunla donanmış aklımızın,
insan olarak, ORTAKLIĞIMIZIN,
ORTAK AKLIMIZIN GÜCÜDÜR.
Yurdaer Erşan 21 Şubat 2016
No comments:
Post a Comment