Friday, March 11, 2016

     Aklın yarılması, aklın çelinmesi

     Dün, kırlarında bayırlarında rahat ve serazad otlayıp dolaştığımız, etliye sütlüye karışmaya pek gerek duymadığımız,sınırlarını kendimizin belirlediği küçücük bir dünyamız vardı. Yaşamımızı,  ufkumuzun   sınırlarını  çizdiği bir dünyada ,bir ülkede, gelişmişliğimize bağlı, sınırlı bir yaşam alanında sürdürüyorduk. Ufkumuz, minareden ya da bir tepeden baktığımız, bakıp da kavrayabildiğimiz kadarıyla sınırlıydı.
     Bugün  çoğunluğumuz, sistemin bizleri “akıl yarılması”na uğratıp farklılaştırarak, yerlerimizden sürerek savurduğu varoşlarda,yeni yeni ağıllara tıkışarak  bir arada yaşamaya zorladığı kentlerde yaşıyoruz.  Artık sopanın değil, paranın  emir ve kumandasında, eşekten inip, arabaya, uçağa bindiğimiz, dünyaya paramızın yettiği kadar tepeden bakabildiğimiz ve o ölçüde kavrayabildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz.
      Küreselleşerek  çok yönlü bütünlenen  sistemin, yeni bir evresinin yolunu açtığını,”mübadele ve güç ilişkileri sistemi”nin, değişim ve dönüşümlerle, limitlerine doğru  yol aldığını da, pek  göremiyoruz.  Ama, yol açtığı kriz , yıkım ve çalkantılarının içinde yaşıyoruz.  Bizler de, sistemin dün doğrudan bugün ise, temsili yapılanmalarla yönetimini sağladığı bu reel  güç alanlarındaki, parçalarından birinde, “temsili demokratik düzen”deki, bir ulus devlette yaşıyoruz.  Gücün yarattığı  güç hiyerarşisinde yer alan, gücün tek ve mutlak hakim olduğu devletler hariç, her ortamdaki güçlerin, onların siyasal temsilcilerinin,bu temsili demokratik düzende iktidar olmak, devlet dümenini ele geçirmek için çatıştığını, gerekirse  uzlaşıp , güçler koalisyonu içinde devlete hükmeden” iktidarını” yarattığını,yaşadığımız tüm krizleriyle gördük ve de görüyoruz.
      Dünden bugüne,  içinde  yaşadığımız güç ilişkileri düzeni  gerçekliğinde  güçlülerin,  güçlerine dayanarak, parselleyip,  hükmettikleri bir  dünyada  yaşıyoruz.  Yarattıkları hiyerarşi içinde, her parselde etkin olan, kendilerine has ideolojik yapıştırıcılar ve yöntemlerle örgütlenerek,  devşirdikleri güçleri,  sulayıp besleyerek  yeşerten  ve  bu  güçlere dayanarak, topluma daha iyi bir gelecek vaad ederek  kendilerini seçtirebildiler. Toplumun vekalet veya vesayetini  birlikte  devşirdiler.Güçlerin,  güç ittifaklarının  parsellemiş oldukları dünyamızın,  her parselinde, hala “güç bende “ diye, her somutlukta haykıran,  birer iktidarları var.
     Bu ilişkiler  dünyasında, genelde  yaygın olarak oynanan  temsili demokrasi oyununda, iktidarların  karşısında, tepkileri ile ona nefes aldıran, hoşnutsuzları sistem içinde tutan , fırsat bulursa, güç bende diye bağıracak  olan, ona hazırlanan bir de muhalefet  var.
 Bu güç bende oyunu, gücü, sistemin işleyiş mantığına uyarlı biçimde yoğurup toparlama ve  seçilerek iktidara gelme oyunudur!..Bu oyunda, ipler gerilebilir, hile yapılabilir, şöyle ya da böyle ele geçirilen iktidarın meşruiyeti esastır. Guguğa çevrilen Hukuk düzeninde de bu böyledir.Bu da, çoğu zaman,çoğunluğun gücüyle sağlanır!!!.Çoğunluğun temsilini  bir biçimde sağlayan, bu güce dayalı temsili  demokrasinin teminatı, iktidarın gücüdür, avukatı da muhalefettir!..
     Var olan bu düzenden yana  olanların  siyasal temsilcilerinin,  iktidarlarında, kendilerini  var eden dengelerde direndiğini, hatta bunun için, giderek daha anti demokratik düzenlemelere, düzenlere  doğru yöneldiğini gördük, yaşadık. Bunun yanında, onlarla  çatışan, siyasal muhalefet  güçlerinin de,  dayatan bu yeni zorunluluğu,  köklü değişim ve dönüşümü, nedenleriyle ve derinliğiyle kavrayamadıklarını, bu “akıl yarılması”  ortamında ve “güçsüzlüğün aklı”nın kılavuzluğunda kavrayamayacaklarını  da , rahatlıkla görmekteyiz. Bu güç kavgalarında, güçlünün, iktidarının etkinliğine bağlı olarak,  biçimlenen  muhalefetin tepkisiyle  oluşan  sürekli çatışmalı, seyirlik yapılanmada, bilinen kayıkçı kavgası  düzeninde, aklımızı çelip,bizi uyutan dalaşmalarıyla, kendilerini ve var olan düzeni,  sürdürme  çabasında olduklarını da,  artık görebiliriz, görmeliyiz...
     Sistemin dayattığı değişim ve dönüşümü,  giderek daha iyi kavrayanların, Sistemin yeni  isterlerine daha uyumlu,yeni  bir bütünlenme sürecinin başında olduğunu fark eden  ve ondan  yana olan  yeni güçlerin de bir arayış ve toparlanma sürecini  yaşadıklarını da artık görebilmeliyiz. Ve  onların yeşertebileceği yeni gücün ,çelinmek ve saptırılmak istenen  bu“ortak akla” , birer orta sınıf mensubu olarak, katkıda bulunabilmek,bu yeni aklın uç verişine  katkıda bulunmanın yollarını  açmak zorundayız.Elbette bu süreç, etkin olan, etkilenen ve  bu çatışmada yükselen  yeni güçlerin, gelişmişliğine bağlı olarak farklı biçimlerde yaşanabilecektir.
      Ülkelere göre farklılaşan,  bu yeni güçler, özgülleşen bu yeni bütünlenme sürecini  ve onun temel karakterini, birbirleriyle diyalog içinde olarak, öncelikle keşfedip, kavrayabildikleri ölçüde, bu değişim ve dönüşüm sürecini , daha düşük kayıplarla yaşayabileceklerini de görmek zorundalar.
     Bu süreçte, böyle bir dönüşümden geçen, bu yeni güçler kendilerini, at gözlüğü ile dünyaya baktıran, her türlü ideolojik, etnik, dinsel vb. türlü çeşitli kimlik zırhlarından arındırarak, dün ötekileştirdiği diğerine, İNSAN gibi bakabilen, kısaca demokrat bir bireye dönüşebilmenin yolunu giren  insanlar, bu yeni gücü, bütünlenmekte olan insanın , bütünlenmekte olan gücünün de farkında  ve bilincinde olacaklardır...
      Bu yoldaki insanların oluşturduğu yeni güç, tüm ilişkileri demokratikleştirerek , karar süreçlerinde yatayına bütünlenmeyi sağlayabilirler. Buna bağlı olarak donanıp biçimlenecek  insanlar , değişim ve dönüşümün “rasio”sunu yani aklını da,  siyasal, sosyal,  kültürel bütün boyutlarında keşfetmek durumunda, konumunda ve zorunda olacaklardır. Ancak bunları ,  küçülen dünyamızın tüm ortada gezen sınıfları, birlikte   yakalayabildikleri ve  yaşama geçirebildikleri takdirde  başarılı olabileceklerini de  görüp anlayacakları açıktır.
       İnsanlar, özellikle orta sınıf mensupları, görünenin, arkasındaki gerçekliği, dayatan değişim ve dönüşüm  gerçekliğinin dinamiğini, tüm sistemin  aklını  kavrayabilmiş,  bu çerçevede ortak aklı yaratabilmiş  olmalarına bağlı olarak, sürecin  daha az ve farklı yıkımlarla, çöküntülerle yaşanacağını  da  görüp, kavrayabileceklerdir. Hükmeden aklın gücüyle, ortak aklın gücü arasındaki büyük farkın da, ayırdına varacaklardır. Sistemin dayattığı değişim ve dönüşümün ,onun özgünlünden kaynaklandığını da görebileceklerdir.
     Öncelikle kavranması gerekenin, kendi gerçekliğimiz olduğu  açıktır. Ancak bu bilinç ve kavrayışla çıkılacak yolda, bu oluşumun yaratacağı “ domino etkisi”  ile , dayatan bu yeni ve köklü değişim ve dönüşümün,  dünyamızı dalga dalga saracağını da düşünebiliriz. İNSAN’ın  kendisini tüm unsurlarıyla kuşatıp, bütünleyen doğasında,  bu sürecin yaratacağı değişim ve dönüşümlerin boyutlarını hayal edebilir misiniz?..Bu yeni güç BİLGİNİN, onunla donanmış aklımızın,  insan olarak,  ORTAKLIĞIMIZIN, ORTAK  AKLIMIZIN GÜCÜDÜR.

Yurdaer Erşan                                       21 Şubat 2016

No comments: