Wednesday, January 20, 2016

Yürüyebilmek ve sürdürebilmek...


 Türk'üz!..Kürd'üz!.Ermeni'yiz!..Çerkes'iz!..
 Çok renkli bir çokluğuz biz!..
 Kimimiz,Sünni ,kimimiz Alevi,
 Kimimiz Protestan, Katolik, Musevi,
 Dinli dinsiz, bin bir parçadayız hepimiz!..
 Param parça olmuş İNSAN’ın, bir parçasıyız HEPİMİZ!..
 İnsanız biz!..
                           *   *   *
     Sonsuz  merak , arzu ve ihtiyaçların birbirini tetikleyen sarmalındaki beyni ve yetersiz gücüyle, türlü çeşitli doğal toplumsal yapılanmalarda, güç birlikteliklerinde varlığını sürdürebilen insanoğlu, günün birinde, bir yerlerde, varlığını sürdürebilme koşullarının giderek yok olduğunu gördü.

     Yetersiz gücünü , güç birliktelikleri içinde artırmanın ve geliştirmenin  en akılcı yolunu, hemcinsini  gücün zoruyla köleleştirmede buldu. Ve insanoğlu, sonunda parçalanarak, farklılaşarak, hem birbirine, hem de kendine yabancılaştı.Onu  insan kılan sistemsel bütünlüğü parçalandı ve insanlıktan çıktı. Sınıflara bölünerek, birbirlerini kırıp yok edecekleri bir çatışma ve mücadele ortamı yaratıldı. Geliştirdikleri, yatayına iş bölümü yanında, onları insanlıktan çıkaran, dikeyine iş bölümüyle tanıştılar. Organlaşarak, eklemlenerek, kısaca donanarak  yarattıkları şey , güçtü ve  güç ilişkileri  düzeniydi. 
         
     Kendimizi var ediş sürecimizi harekete geçiren,  geliştirip, dönüştürerek bugüne kadar getiren,  bu tarihsel dinamiğin adı  da "sınıf mücadelesi” idi. Gücü yaratan ve geliştiren bu motorun kontrolü, ellerindeki güç ateşini, körelse de söndürmeden,kimi zaman birilerini yaksa, toplumu kavursa da,  o günden  bu güne taşıyan, bu güç ilişkileri sisteminin tüm yönetenlerinin elinde idi.

     Güç ilişkileri sisteminde, bu ilişkilerin en ilkel mübadele aracı ve sembolü olan sopayla, sopanın zoru ve şiddeti ile biçimlenen  ilişkileri düzeninde İlkel, Köleci ve Feodal toplum yapıları doğdu. Bu yapılarda  yer alan toplum kesimlerinin , güçleriyle elde ettiklerine, birilerinin  sopanın gücüne ve şiddetine dayanarak el koyduğunu biliyoruz. Bunlar aynı zamanda, sopanın sembolize ettiği zor ve şiddetin, çıplak mübadele aracı gibi kullanılarak, toplumlara hükmedildiği, gücün devşirildiği sistemsel yapılanmalardır. Bu yapılanmalarda, güce el koymada kullanılan araçlar, aynı zamanda hükmetmenin sınırlarını da belirlediler.

     Gelişen ve yaygınlaşan mübadele ilişkilerinde,mübadele aracı olarak, kil tabletten başlayarak, bin bir kılık ve renge girerek, tüm metallerden dökülüp, kayda düşen, daha gelişkin ve çok işlevli bir mübadele aracı olan paranın belirleyiciliğinde biçimlenen ve toparlanan yeni gücün adı sermaye, düzenin adı da , kısaca SERMAYE düzeni, Kapitalizm , oldu.

     Bu dinamik, dayandığı tüm sınıfları oluşturarak, kendi iktidarlarını, dolaysı  ile yeni gücün iktidarını yarattı. Zaman zaman, yenide doğuş krizlerine düşse bile, sermaye düzeni şimdiye kadar, insanoğlunun yarattığı en akılcı düzen oldu. 
        
     Türlü çeşitli yapılanmalarında öz varlığımızı sıkıp,canlı  gücümüzü sağarak, bunu yarattığımız yepyeni organlarda biçimlendirip mayalatan, çeşitlendirip,  yoğunlaştırarak, gerektiğinde bize, hepimize sunan ,sunacak olan bu Sistemi yaratan ve bugüne kadar sürdüren, onun canlı öğelerinden biri olan, biz insanlarız!..

      Bu güne kadar aşa aşa geldiğimiz türlü çeşitli düzenlerinde, bizleri insanlıktan çıkarsa da,  giderek İNSAN’a yaklaştıran bu Sistem’in,  bölünmüş aklımızı ve yetersiz gücümüzü bütünleyerek, böylece  bir parçası olduğumuz  Dünyamızda, bize yarınlarımızı hazırlattığını artık biliyoruz.

      Kısaca, her şeyin, her varoluşun bir bütünün parçası olduğu bir alemde olduğumuzu da biliyoruz. Bu Sistemler bütünlüğü içinde devinen ve kendisi de bir sistemler bütünlüğü olan İNSAN’ı  tüm boyutlarıyla daha yakından tanımadan, kendimizi içine hapsetmek zorunda kaldığımız  sistemsel yapılanmaları da kavrayamayız.

     Varoluşumuzdan bugüne, kat ettiğimiz yolu ne kadar iyi kavrarsak, gideceğimiz yolu o kadar rahat çizmek olanağına  sahip olabiliriz.  Bütün çatışmalarımızın ve kavgamızın temelinde yatan, gerçek neden“yoksunu olduğumuz gücü “yaratma, geliştirmek ve korumaktır. Her zaman, her somutlukta, aklın yolunu bulmak, zorunluluğun bilgisine  dayanarak , olasılıklar  dünyasında kendi gerçekliğimizi  yerli yerine  oturtmak zorundayız. Bu yoldaki çabamız, gerek İNSAN  olarak, gerekse  toplum olarak, "aklın yolunda  bütünlenerek " , varlığımızı koruyup sürdürebilmek için , doğa yasalarına, yani Tanrısal yasalara uyarlı olarak, en kısa yoldan, en az enerji ile en verimli çabayı örgütlemek, aklın yolunda  bedeli en az olan  sapmalarla da olsa, yürüyebilmek içindir.

Yurdaer Erşan                                09 Şubat 2016/ Taraf

No comments: