Yürüyebilmek ve sürdürebilmek...
Türk'üz!..Kürd'üz!.Ermeni'yiz!..Çerkes'iz!..
Çok renkli bir çokluğuz biz!..
Çok renkli bir çokluğuz biz!..
Kimimiz,Sünni ,kimimiz
Alevi,
Kimimiz Protestan, Katolik, Musevi,
Dinli dinsiz, bin bir parçadayız hepimiz!..
Param parça olmuş
İNSAN’ın, bir parçasıyız HEPİMİZ!..
İnsanız biz!..
İnsanız biz!..
* * *
Sonsuz
merak , arzu ve ihtiyaçların birbirini tetikleyen sarmalındaki beyni ve yetersiz
gücüyle, türlü çeşitli doğal toplumsal yapılanmalarda, güç birlikteliklerinde varlığını
sürdürebilen insanoğlu, günün birinde, bir yerlerde, varlığını sürdürebilme
koşullarının giderek yok olduğunu gördü.
Yetersiz gücünü , güç birliktelikleri içinde
artırmanın ve geliştirmenin en akılcı yolunu,
hemcinsini gücün zoruyla köleleştirmede buldu.
Ve insanoğlu, sonunda parçalanarak, farklılaşarak, hem birbirine, hem de
kendine yabancılaştı.Onu insan kılan sistemsel
bütünlüğü parçalandı ve insanlıktan çıktı. Sınıflara bölünerek, birbirlerini kırıp
yok edecekleri bir çatışma ve mücadele ortamı yaratıldı. Geliştirdikleri, yatayına
iş bölümü yanında, onları insanlıktan çıkaran, dikeyine iş bölümüyle tanıştılar.
Organlaşarak, eklemlenerek, kısaca donanarak
yarattıkları şey , güçtü ve güç
ilişkileri düzeniydi.
Kendimizi var ediş sürecimizi harekete
geçiren, geliştirip, dönüştürerek bugüne
kadar getiren, bu tarihsel dinamiğin adı da "sınıf mücadelesi” idi. Gücü yaratan ve
geliştiren bu motorun kontrolü, ellerindeki güç ateşini, körelse de söndürmeden,kimi
zaman birilerini yaksa, toplumu kavursa da, o günden bu güne taşıyan, bu güç ilişkileri sisteminin
tüm yönetenlerinin elinde idi.
Güç ilişkileri sisteminde, bu ilişkilerin
en ilkel mübadele aracı ve sembolü olan sopayla, sopanın zoru ve şiddeti ile
biçimlenen ilişkileri düzeninde İlkel,
Köleci ve Feodal toplum yapıları doğdu. Bu yapılarda yer alan toplum kesimlerinin , güçleriyle
elde ettiklerine, birilerinin sopanın
gücüne ve şiddetine dayanarak el koyduğunu biliyoruz. Bunlar aynı zamanda,
sopanın sembolize ettiği zor ve şiddetin, çıplak mübadele aracı gibi
kullanılarak, toplumlara hükmedildiği, gücün devşirildiği sistemsel
yapılanmalardır. Bu yapılanmalarda, güce el koymada kullanılan araçlar, aynı
zamanda hükmetmenin sınırlarını da belirlediler.
Gelişen ve yaygınlaşan mübadele
ilişkilerinde,mübadele aracı olarak, kil tabletten başlayarak, bin bir kılık ve
renge girerek, tüm metallerden dökülüp, kayda düşen, daha gelişkin ve çok
işlevli bir mübadele aracı olan paranın belirleyiciliğinde biçimlenen ve
toparlanan yeni gücün adı sermaye, düzenin adı da , kısaca SERMAYE düzeni,
Kapitalizm , oldu.
Bu dinamik, dayandığı tüm sınıfları oluşturarak,
kendi iktidarlarını, dolaysı ile yeni gücün
iktidarını yarattı. Zaman zaman, yenide doğuş krizlerine düşse bile, sermaye
düzeni şimdiye kadar, insanoğlunun yarattığı en akılcı düzen oldu.
Türlü çeşitli yapılanmalarında öz varlığımızı
sıkıp,canlı gücümüzü sağarak, bunu yarattığımız yepyeni organlarda biçimlendirip mayalatan, çeşitlendirip, yoğunlaştırarak, gerektiğinde bize, hepimize sunan ,sunacak
olan bu Sistemi yaratan ve bugüne kadar sürdüren, onun canlı öğelerinden biri olan, biz insanlarız!..
Bu güne kadar aşa aşa geldiğimiz türlü
çeşitli düzenlerinde, bizleri insanlıktan çıkarsa da, giderek İNSAN’a yaklaştıran bu Sistem’in, bölünmüş aklımızı ve yetersiz gücümüzü
bütünleyerek, böylece bir parçası
olduğumuz Dünyamızda, bize yarınlarımızı
hazırlattığını artık biliyoruz.
Kısaca, her şeyin, her
varoluşun bir bütünün parçası olduğu bir alemde olduğumuzu da biliyoruz. Bu Sistemler
bütünlüğü içinde devinen ve kendisi de bir sistemler bütünlüğü olan
İNSAN’ı tüm boyutlarıyla daha yakından tanımadan,
kendimizi içine hapsetmek zorunda kaldığımız
sistemsel yapılanmaları da kavrayamayız.
Varoluşumuzdan bugüne, kat ettiğimiz yolu
ne kadar iyi kavrarsak, gideceğimiz yolu o kadar rahat çizmek olanağına sahip olabiliriz. Bütün çatışmalarımızın ve kavgamızın
temelinde yatan, gerçek neden“yoksunu olduğumuz gücü “yaratma, geliştirmek ve korumaktır. Her zaman, her somutlukta, aklın yolunu bulmak, zorunluluğun bilgisine dayanarak , olasılıklar dünyasında kendi gerçekliğimizi yerli yerine oturtmak zorundayız. Bu yoldaki çabamız, gerek
İNSAN olarak, gerekse toplum olarak, "aklın yolunda bütünlenerek " , varlığımızı koruyup sürdürebilmek için , doğa
yasalarına, yani Tanrısal yasalara uyarlı olarak, en kısa yoldan, en az enerji
ile en verimli çabayı örgütlemek, aklın yolunda bedeli en az olan sapmalarla da olsa, yürüyebilmek içindir.
Yurdaer Erşan 09 Şubat 2016/ Taraf
No comments:
Post a Comment