KAPİTALİZMİN
SONU VE İNSAN
Dünyamızın bir parçası olan Ülkemizde de, Cumhuriyet ile birlikte yeşeren mübadele ilişkisinin bu yeni gücünün, sermayenin Koç’u, önemli bir ailenin üyesi olan; Ali Koç, günlerden bir gün, “ Eşitsizliğin ortadan kalkması için, Kapitalizmin ortadan kalkması gerekir.Gerçek sorun kapitalizmdir” diyor. Ve herkes ürkek, şaşkın birbirine bakıyor. “Ne demek istiyor acaba?.Sermayenin önde gelen temsilcilerinden biri olarak, Sayın Koç.”
11
eylül 2001 de, ABD’de ikiz kulelerin patlatılmasıyla
başlayan yangınla, yeni krizini çözmek için adım atan sistem, o günden bu güne,
yana yaka tüm dünyayı sarsmaya devam ediyor. Giderek “Arap Baharı” ile İslam Dünyası’nı
bir uçtan tutuşturup, Orta Doğu’yu da sarıp sarmalayan bu sistem krizi, bu yangın, Suriye’de kaynatılan kazanla, doruğuna
yaklaşıyor. Kapitalizm kendi açmazını yeniden aşabilmek için, küçük
çatışmalarla cepheler oluşturmaya, sanki büyük çatışmanın hazırlığını yapmaya
başladı. Var olanı yok ederek, yeniden var olmanın yolunu açmaya , krizini aşmada
bildiği yolu, insanlık için acılı ve ağır maliyetli, yıkılıp yeniden kurulmanın
akıl dışı yolunu tutturmaya, tutmaya çalışıyor.
(
Kendini tırnaklarıyla kendini yolarak, ölüp yeniden dirilen kartal misali, Sistem
bir yeniden diriliş oyununa başladı bile!..)
Günler
geçiyor, gündemler hızla değişiyor.Koç’un haykırışı, düşünmeye vakti olanlara
ne ifade etti acaba? Hiç ses çıkmıyor.Kimse bunu konuşmuyor.Her sorunu
çatışarak, kavga ederek güçle çözmeye
biçimlenmiş kafalarımız, konuşarak uzlaşmanın, yaratılanları yıkmadan,sistemin
sürdürülebilir yeni evresinin
gerçekleştirilebileceğini de görebilirler.
Bu
güne kadar, Marx, Engels, Lenin’i, öncesi ve sonrasıyla, tüm “izmleriyle”, ideolojileriyle,
izleyicilerinin ve aydınlarının, bu sistemi aşmak için belirledikleri
, tüm yollar kaçınılmaz olarak, sınıf kavgası yoluna çıkar Bu yollar
da
bugüne kadar ağır bedeller ödenerek tüketildi ve de bitti!!. Ama bu sistem, ulaştığı her son
durakta, ölüp ölüp, yeniden dirilmeye
çalışıyor, sanki insanlığın da bu eziyetten, bu insan dışı dünyadan kurtulması
için, her defasında kan revan içinde bıraktığı bizlere, sağduyusunu yitirmemiş Temsicilerinin
ağzından haykırıyor!. Yüzlerce yıldır sürdürdüğümüz sınıf mücadelelerinde ,yatayına-
dikeyine iş bölümleri ve güç hiyerarşilerinde kaçınılmaz olarak parçalanmış
olan,birbirine yabancılaşmış olan bizler, giymek zorunda olduğumuz ve kendimizi
içinde hapsettiğimiz türlü çeşitli etnik, dinsel ,sosyal vb. kimlik zırhlarında
kendimizi, içimizdeki “ İnsanı” yitirdik.
Bu
kaçınılmaz tarihsel serüvende, kendine yabancılaşmış, kısaca insanlıktan çıkmış
olan bizler, yolumuzu çizen sistemin çobanlarının ve sözcülerinin
kılavuzluğunda, çizilen yollarda, hala yeni kavgalara hazırlanıyoruz..Oysa
kaybettiğimiz , yabancılaştığımız, elimizdeki parçalarında bir türlü
bütünleyemediğimiz, sağduyusu, vicdanı, aklı ve yaratıcılığıyla kırk bohçanın
içinde gizlediğimiz içimizdeki İNSANI, öncelikle
arayıp bulmalı ve keşfetmeliyiz!..Ve de iyice tanımalıyız!..Neden? Çünkü bizim
gerçek eşitlik zeminimiz, hepimizin İNSAN oluşumuzdur. Bizi ayıran ve
birbirimize yabancılaştıran, parçalayan, eşitsiz kılan zırhlarımızla bizleri farklılaştıran
, şavaştıran, ve katlettiren her şey, bizim en büyük eksiğimizi gidermek,
kendimizi gerçekten İNSAN kılmak için
çıktığımız yolda, ağır bedeller ödeyerek, sabırla oluşturduğumuz, maddi, manevi
tüm birikimimizdir. Gerçekte bu güç ilişkileri düzeninde olanlar, olması
gerekenlerdir. Ama tüm bunlar artık, bu güne kadar taşıdığımız ilişkiler
düzeninde, artık bizi tüketen yüklerdir.
Aşmamız gereken bu zorunluluk duvarının dibinde yavaş yavaş terk etmemiz
gereken tarihsel kimliklerimiz ve ilişkilerimizdir.
Hepimiz biliyoruz ki biz, bu küçük mavi satelit
üstünde ilk ayağa kalktığımız günden bu güne kadar, içinde yer aldığımız canlılar
dünyasında, en gelişkin bir beyin ile en güçsüz bir bedeninin birbirini
bütünlediği bir canlıyız. Bu çelişik ve dengesiz yapımız, yaratıcı gücümüzün
dinamizmi ile bizi dengelemiş, İNSANA ÖZGÜ YARATICI GÜCÜMÜZÜ bütünsel
dengemizin, sürdürülebilir türsel varoluşumuzun temel dayanağı olarak
belirlemiştir.
Bizler bu dünyada, insan olarak büyük bir beynin hücreleri gibiyiz. Sanki
Dünyamızın Neokorteks’ inin birer parçacığıyız!..
***
TANRI PARÇACIĞI
Bilim
adamları tüm dünyanın ilgisini üzerlerine çekerek, İsviçre’nin Cern kentindeki
parçacık hızlandırıcıda düzenledikleri tantanalı deneyle Tanrı parçacığı adını
verdikleri Higgs
bozonunu ararlarken, ben de ,bir insan olarak
uzun süredir tüm yaşam deneyimim ve bilgi birikimimle üzerinde yoğunlaştığım
sorulara cevap arıyordum. Kafamda oluşan yeni sorulara cevap ararken, “insan ve
onu bütünleyen dünyasında”, bitip tükenmeyen merakımın dürtüsüyle dolanıyordum.
Doğa ve sosyal bilimlerdeki son gelişmelerin ışığında, Kuantum kuramı, Sistem
bilimi, İnformasyon kuramı vb. yanında, bana yeni ufuklar açan gecikmiş keşfim,
Spinoza üzerinden, insan ve doğa üstüne yeni bir rüzğarla yelken açmaya
yönelmiştim. Tam da düşüncelerimi, sorularımı ve verebildiğim cevapları,
ilgilenenlerle konuşarak paylaşmaya ve birlikte taş üstüne taş koymaya
hazırlandığım bir sırada, bu bozon denen şey, bu tanrı parçacığı kafamı
takıldı, aklımı çeldi, gözümün önünde yepyeni bir alan açıldı ve
aydınlandı.Bütünlemeğe çalıştığım bakış açımda, insan ve dünyasının oluşturduğu
bu yeni puzzl’da, sanki çok önemli bir
parça yerli yerine oturdu.
Berthold
Brecht’in “gerçeği dillendirmenin dokuz koşulu”adlı bilinen yazısında belirttiği , halk dilinde de yer alan “erken ötüp,
kellesini yitiren horoz öyküsünde ki gibi, kelleyi koltuğa alarak gerçeği
söyleyenlerden biri olan Baruh Spinoza, her şeyi ile gömüldüğü yedi kat yerin
dibinden çıkarak, aydınlattığı karanlığa, yeniden ışık tutmakta.
Tanrı
doğayla, onun bir parçası olan insan arasındaki bütünlüğü kurarak ve insanı “
Tanrı parçacığı” olarak kavranılır kılarak, bizi, insan kılan yaratıcı gümüzle,
kulluktan insanlığa adım attırmaya çabalayan Spinoza’nın ışığı, umarım tüm
bozonları aydınlatır.
Yurdaer
Erşan
yurdaerersan.blogspots.com
No comments:
Post a Comment