Temsili demokrasi dünyamızda güç devşirmenin yolları
Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, yaşadığımız
dünya gerçekliğini , kendi gerçekliği ile bağlantılı ve ona göre tutarlı kılmak
isteyen herkes, her güç odağı ve onun ideologları, kendi ortak çıkar pencerelerinden
bakarak bu gerçekliği kavramak ve kavranılır kılmak istiyorlar. Bu zeminde oluşturulup,
tanımlamaya ve dayatılmaya çalışılan türlü
çeşitli gerçeklik algıları, ne olup bittiğini anlamaya kavramaya çalışanların zihnini,
aklını bulandırarak, insanı, önünü göremeyen , aklını toparlayıp diline
dökemeyen, kafadan oltaya çengellenmiş balık gibi, yakalayanın torbaladığı, bir
alığa çeviriyorlar.
İçinde yaşadığımız “güç ilişkileri” dünyasında
, yüzer gezer olan bizler, ya yakalandığımız torbada keklik ya da oltadan
sepete düşen balık gibi, oynanan “temsili demokrasi” oyununda, rol alan güç
odaklarının, onların siyasal partilerinin oy tabanına döşeniyoruz, giderek o
zeminde kemikleşiyoruz. Tüm hiyerarşik yapılanışıyla üstümüzde yükselen,
bizleri oyuna getiren, böylece oyuna katan bu güç odaklarının ilk hedefleri, Partilerini
güçlü kılıp, iktidar denen nimeti ele geçirmek, ganimet bildikleri ortak
toplumsal gücümüze hükmetme yetkisine sahip olmaktır.
Bunun için, bulandırdıkları suda balık avlayan
siyasal güç odakları, partilerine güç devşirebilmek, ve de oylarını
artırabilmek için , toplumu meşreplerine
göre öbek öbek ayrıştırırlar, parça parça birbirine katarlar.Ancak bu yolla devşirebildikleri
güçle, oyundaki konumlarını ve rollerini belirleyebilirler.Ya iktidar ya
muhalif rolünde, temsil etmek iddiasında oldukları sınıfların , çıkarların,
kısaca sınıf kavgasının içinde, esas
görevleri olan, sistemin çarklarının dönmesine hizmet ederler.
Dünden bugüne
Kabaca, dün hayvan güden Çobanların elinde,
gücün simgesi olan sopa, insanın hayvanlar üzerindeki iktidarının aracıydı. Gelişim
tarihimizin bir döneminde, insan toplumlarınca yaratılan ortak gücü ve
becerileri eline geçiren, hatta zorla sahiplenen birileri çıktı ortaya. Daha
gelişkin bir belirlemeyle yumuşak ve sert biçimleriyle sahiplendikleri bu güçlere
dayanarak bunlar, güç ilişkileri düzenini biçimlendirdiler.Bu yeni düzende,
güçlülerin hükmetme, gütme aracına dönüşen ve iktidarlarını, güçlerini temsil
ediyordu sopa.
Giderek sopaları, asaları, köleleri, kulları
ve tebaaları , sancak ve marşlarıyla, Efendilerin, Beylerin, Kralların, Sultanların,
Şahların, Padişahların vb. düzenlediği güç ilişkileri ve güttükleri bu güçler,
onların toplumsal yapılanmalarını, beyliklerini , devletlerini,
imparatorluklarını oluşturmuştu.
Zamanla niteliksel ve niceliksel olarak
gelişen ve değişip dönüşen bu güçlerin, güç ilişkilerinin sonucu, son kullanma tarihi
çoktan biten, doğrudan iktidarı temsil eden taçlara, asalara, sopalara ,kul,
köle ve tebaaya dayalı bu tür devlet ve
imparatorlukların yerini, sanayi toplumuyla birlikte modern ulus devletler ve onların
aygıtları ve sembolleri ve yurttaşlar aldı.En önemlisi toplumun çatışan ve
birbirini kıran güçlerinin, sınıflarının yerini, seçtikleri temsilcileriyle ve
onlarda temsil ettikleri güçleriyle uzlaşmalarının
ortamı olan meclisleri, parlamentoları vb. yarattılar.Yasama, Yürütme ve Yargı,
gücünü birbirinden ayırarak, toplumsal gelişimi sağlıklı bir ortak aklın
yönetimine vermek istediler.
O günden bugüne kadar süren tüm güç ilişkileri
dünyasında, büyük kayıplarla da olsa önemli dönüşümler gerçekleştirildi. Bizlerin oyuyla seçilip, bizlere vekaleten ve
bizi temsilen, belirli bir dönem için iktidarı teslim alan bu güçler, toplumsal
gücümüze hükmetmenin aygıtı olan, Devlete, Devlet babamıza da vasi oldular.Bu
siyasal güçler, giderek değişen ve
dönüşen toplumsal güçleri doğrudan vesayet altında tutan, temsil eden, yeni güçler
oldular. Bu güçler, kılavuzları ve temsilcileri oldukları toplumsal güçlerin gelişimine bağlı olarak, onların güdümünde kendilerine
yetersiz gelen yaşam alanlarını , dünyayı kana bulayan kavga dövüşlerle yeniden,
yeniden paylaştılar.Paylaşım savaşlarında ağır kayıplar verdiler.Ancak, böylece
Gücün yeni hiyerarşisini de , düzenini de kurabildiler.
parsellenen dünyada
Her bir parselde giderek boy atan ulus
devlet de, gelişen güçleri ve ilişkileri içinde sopayı, iktidarın gücünü, eline
vereceği otoriteyi, bu dünyasal güç hiyerarşisinin yakın gözetimi altında, temsili
demokrasi oyununun türlü çeşitli biçimlerinde belirleyerek, iktidarına oturttu. Sistem, bu ulus
devlet güçlerin gelişmişliğine ve ilişkilerine bağlı olarak,yarattığı hiyerarşi
içinde, dünyayı birbirine entegre etmek, bütünlemek, kısaca küreselleşmek
zorundaydı. Neden ?...Giderek gelişen sistem, ona hükmeden kainatın aklı, bunu
dayatıyordu da ondan. Sistemin çıkarlarına bağlı olarak biçimlenmiş bu ulus devletlerde sistemin geliştirdiği güçler, yaşadıkları
dönüşümler sonucu, kaplarına sığamaz, var
olan ilişkiler ağında yaşamlarını sürdüremez hale geldiler. Güçler arasındaki geçmiş
ilişki modellerinin yetersizliği, gelişen insan aklı ve ürünlerince dayatılan yeni
ilişkiler düzeninin zorlamaları sonucu, gücün değişim ve dönüşüm süreçlerinde tıkanmalar
yaşanmaya başladı. Bunun yarattığı bunalımlar ve yıkıcı krizleri, yeni ve daha
gelişkin bir yapılanmanın, daha verimli bir değişim ve dönüşümün sürecinin, “entropi”si
daha düşük bir yeniden üretim düzeninin peşine düştüler..
Tüm dünyada, sistemin giderek birbirine
entegre ettiği, üretici, yaratıcı güçler, yani insanlar, birbirini boğazlayarak
da olsa, düşe kalka da olsa, böylece daha insanca bir dünyada “ İNSAN GİBİ” yaşamanın,
yolunu arar oldular.Bu yolu bulmak için ne kadar ağır bedeller ödediklerinin de
farkına vardılar.Onları parçalayan Sistemi ve de kendilerini, yeniden keşfe
koyuldular.Küreselleşerek bütünlenen Sistem, aynı süreçte parçaladığı,
sınıflara böldüğü insanın da yeniden bütünlenmesinin, gereğini ortaya çıkardı.
O’nun varoluşu ile ilgili tüm alanlarda,
karar süreçlerine katılımını, giderek kavranılması gereken bir zorunluluk
olarak dayattı.
Dönüp dolaşıp keşfedilen aklın yolu
Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’deki
gelişmelerde de artık, bu yaşananların, dayatanların Sistemin değişim ve
dönüşüm zorunluluğundan kaynaklandığı açık. Yaşadığımız bu süreç, Temsili Demokrasi
oyununun, bu çok partili Parlamenter düzenini, artık afişten kaldırmayı gündemimize
getirdi.
Tüm Dünyada çeşitli, dalgalanmalar ve
krizlerle sarsılarak, yol aldığımız bu gemide, oy verirken bile gerçekten söz
sahibi olamadığımız, bizi yönetenlerin
saltanatına, bize, toplumumuza verdikleri zararlara, bizlere ağır toplumsal
maliyetler getiren bu baştankara gidişe
nasıl bir son verebiliriz? Geleceğimizle ilgili alınacak tüm kararlara, kapsama
ve kavrama alanımızı geliştirerek, bilgi birikimimizi artırarak, bizi
bütünleyecek bir sosyal yeniden yapılanmanın yolunu nasıl açacağız. Toplum
olarak oluşturmamız gerekecek, ortak
kararları, ortak aklı, gerektirdiği hızla, nasıl bir yapılanma içinde
gerçekleştirebileceğiz? Bu ortak akla, mümkün olan ortak kararlara göre
davranabilecek ve denetlenebilecek, bunları kısa sürede hayata geçirmenin
pratiğini yapacak yetenekte, bir yürütmeyi nasıl düzenleyebiliriz ? Yasama,
Yürütme ve tüm bu yeni toplumsal
ilişkilerdeki, insan ve toplum yararını gözetecek Yargı arasındaki ilişkileri,
nasıl bir yapılanmada düzenlenecek
Dünyada bu yolda yaşanan değişim ve
dönüşümler ile ülkenin gerçekliği göz önünde tutularak dikilecek bu elbiseyi toplum
nasıl tasarlayacak, nasıl biçecek ve
toplum nasıl, ne zaman giyecek?.
Bunu da, çizilen bu genel perspektife
bağlı olarak Ülke somutunda irdelemek, gelecek
ikinci yazının konusu olacak.
Yurdaer Erşan
18.02.2015
No comments:
Post a Comment