Referans
Dünya / Ekonomi
Çin isterse olur
04.07.2009
Servet Yıldırım
Yorum :
Doların kaderi Çin'in elinde. Dolar yıllardır dünyanın rezerv para birimi olma özelliğini koruyor. Bu özellik onun gücüne güç katıyor. Eğer bugün dünyadaki merkez bankaları rezervlerinin yüzde 65'lik bölümünü dolar cinsinden varlıklarda tutmasaydı, eğer petrol ticareti dolar cinsinden yapılmasaydı doların diğer paralar karşısındaki değeri çok daha düşük seviyelerde olabilirdi. Doların bu konumunu değiştirme gücüne en fazla sahip ülke 2 trilyon dolarlık döviz rezerviyle Çin. Ama Çin bunu yapmaya gerçekten istekli mi o da ayrı bir soru.
Kısa vadede Çin zarar eder
Çin'in harekete geçmesiyle doların rezerv para konumundan çıkması şimdilik Çin'in kendisini ayağından vurması anlamına gelir. Çünkü Çin'in elinde 800 milyar dolarlık Amerikan hazine kağıdı var. Toplam dolar cinsinden varlıkların değeri ise 1.5 trilyonu aşıyor. Dolar değer kaybettikçe Çin bu kağıt stoku üzerinden ciddi zararlar yazacaktır. O nedenle Çinliler kısa vadede birşey yapacak gibi görünmüyorlar. Yani kısa vadede ellerindeki döviz rezervini çeşitlendirerek doların payını ciddi şekilde azaltma kabiliyetleri yok. Şu anda Çin'in muazzam rezervini değerlendirebileceği derinlikte ve güvenirlikte başka bir piyasa yok. Ama orta ve uzun vadede Çinlilerin gönlünden geçen dolara olan bu bağımlıklıklarını azaltmak. Dolara böylesine bağımlı olmanın ve dünya para sisteminin doların etrafında dönmesinin sadece Çin'i değil tüm küresel ekonomiyi tehdit ettiğinin farkındalar. Dünya böylesine dolar merkezli olmasaydı, Amerikanın mortgage krizi bir anda yüzyılın en derin krizine dönebilir miydi?
İlk adımlar atılıyor
İşte bu nedenle şimdilik "cılız" görünse de bazı adımlar atıyorlar. Örneğin Uluslararası Para Fonu'nu (IMF) SDR cinsinden tahvil çıkarmaya ikna edip, okyanusta damla gibi olsa da bu tahvilleri alıyorlar. Latin Amerika ülkeleriyle Çin para birimi cinsinden ticarete imkan veren anlaşmalar yapıyorlar. Doların rezerv para özelliğinin G8 gibi önemli uluslararası forumlarda tartışılmasının yolunu açıyorlar. Oysa eskiden G8 toplantıları gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olanlara tavsiyelerini, uyarılarını ve hatta tehditlerini dile getirdikleri bir platform olmanın ötesine geçemiyordu. Şimdi ise (ekonomisi aslında ciddi yapısal sorunları bünyesinde barındıran) Çin ve onu izlemesi muhtemel Hindistan, Rusya, Brezilya gibi ülkeler aksiyon önerileriyle orta çıkıp, gelişmiş ekonomilerin küresel sistem için yarattıkları potansiyel risklere karşı uyarıda bulunabiliyorlar. 10 Temuzdaki G8 zirvesi de bu platformalardan biri olacak. Peki bu toplantıdan doların konumunu etkileyecek somut bir gelişme beklemeli miyiz? Elbette hayır. O halde Çin bunu neden yapıyor? İlk yanıt uzun vadede bir sonuca gitme arzusu.
Krizi fırsata çevirme
İkincisi ise mevcut krizi fırsata çevirme isteği. Nasıl mı çevirecek? Bir zamanlar G8 toplantılarının klasiği Çin'in kambiyo sistemini esnetmesi yolunda çağrı yapılmasıydı. Oysa şimdi kimse Çin'in kambiyo rejimini düşünecek konumda değil. Bırakın eleştirilmeyi Çin artık eleştiren konumuna geçerek pozisyonunu belirgin şekilde değiştirdi. İşte krizi fırsata çevirmek diye buna denir. Düşünseninze Amerikalılar Çinlilere Amerikan hazinesinin ihraç ettiği tahvillerin "güvenilir" olduğunu anlatmaya çalışıyorlar, "ne olur bizim tavillerimizi almaktan vazgeçmeyin" diye yalvarıyorlar. Olacak iş mi? Oluyor, çünkü Amerikanın Çin'e ihtiyacı var. Global krizden çıkmak için devreye sokulan trilyonlarca dolarlık paketlerin yükü Amerikan hazinesinin omzunda. Bu yükü finanse edebilmek için ABD hazinesi gelecek birkaç yıl boyunca aşırı şekilde borçlanmak zorunda. ABD hazinesinin sırf bu yıl yapmayı planladığı brüt borçlanmanın tutarı 8 trilyon doları buluyor. Para ise Çin hazinesinde. Çin, Amerikan hazinesinin borçlanmak için çıkaracağı tahvilleri almazsa, yani elindeki parayı ABD'ye borç vermezse "vay Amerikan hazinesinin haline..."
Yorumun yorumu:
ÇİN İSTERSE NE OLUR?
• 04.07.2009
1944'de, belki de O. Ulagay'ın son kitabı KÜRESEL ÇÖKÜŞ ve KAPİTALİZMİN GELECEĞİ'nde, Obama'nın ağzından dile getirdiği gibi, 'Bretton Woods'da, ABD Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill, bir odaya çekilip viskilerini yudumlayarak, İngiliz iktisatcı, J. M. Keynes'in yeni bir Dünya parası önerisini bir fırsat olarak görüp, değerlendirdiler. DOLAR'ın 'dünya parası' reserve para olmasını, diğerlerine kılıç hakkı olarak dayatıp, kabul ettirdiklerinde, ABD kendi yolunu ve kaderini belirlemişti. Dolar'ın, hem ABD?nin ulusal parası olması ,hem de Dünya parası, yani reserve para olma ikili karakteriyle yaşadığı ve tüm dünyaya yaşattığı macera, sonunda bizi bu günlere getirdi. Sistemin küreselleşmesi yolunda, çok önemli ilerlemeler kaydedilirken, ABD?nin hegemonyasını pekiştirme yolunda da, önemli bir belirleyici oldu. AB?nin doğumuna neden oldu.Ama aynı zamanda, hedeflerinden sapmasının da nedeni oldu.Çünkü sistem henüz güç ilişkileri düzeninde, çıkar çatışmaları, çıkar ortaklıkları evresini yaşıyordu. Oyunun temel kuralı, hala kaybet kazandı. Dünyamız ise, hala sahip olduklarımız kadardı.
Sistemin bir evresi olan kapitalizmin, yani sermaye birikim sürecinin, taa başından beri bağrında taşıdığı, krizlere neden olan, bir yapısal sorunu var. Sistem, küreselleşip, bütünlendikçe, temelindeki bu sorunun yarattığı kriz dalgalarının tahribatı da büyüdü. Bugün, bu dalgaların en büyüğüne tosladık. Tıpkı thusunami dalgası gibi. Başta Çin olmak üzere, Brezilya, Rusya, Hindistan gibi BRİC ülkeleri yanında,sisteme entegre olan tüm ülkelerin Merkez Bankalarını, çapına ve konumuna göre, gırtlağına kadar Dolarla tıkayan ABD, tüketimin ve hegemonyasının keyfini çıkardı, ama krizin de ipini kopardı. Oyun bitti mi? Yoksa bir başka boyutta biraz daha sürecek mi? Bu kaybedenlerin izanına bağlı.
Hala, mübadele ilişkileri evrensel sistemini, anlayıp kavrayamayanlar, odağında insan olan bir sistemi, evrelerini ve de zorunluluklarını anlayamazlar. Bedelini gene insanların ödedikleri, kendilerine haz ve tat veren, kazan kaybet oyununa devam etmek isterler, isteyebilirler. Dünyalarını biraz daha büyütmek isteyenler için, Krizler fırsat da olabilir. Çünkü, içinde bulunduğumuz güç ilişkileri evresinde güçler, fırsatları kollar, fırsatları değerlendiren güçler, kendini toparlar,orta, süper vs. güç olabilirler. Yada, yok olabilirler?Güç ilişkilerinde var olma oyununu, formel, informel bütün alanları kullanarak, güçlü olma güdülerine güvenerek, riski koklayarak oynar bu oyuncular. Ama bugün, sistemin farklı bir evresine gelip, dayandık. Bu yeni evreyi tanımak, anlamak ve kavramak, insanların tümüyle kurdukları kendi dünyalarından çıkmalarına, onun dayattığı ezberi, bozmalarına bağlı.
Ulusal yapılanmalarda, palazlanan ve küreselleşme sürecinde bütünlenen sermayenin yarattığı küresel düzenin, bugün yaşanan sorunlarına, sistemi küresel olarak algılayıp, kavramadıkça, olması gereken küresel çözümler de üretilemez. Bugün küreselleştiğini görüp, yaşadığımız sistemin odağında yer alan İNSAN'ı da, yaşadığı sistemin kendisiyle olan kaçınılmaz bütünlüğünde kavrayabilmeliyiz. Ancak o zaman, bu yeni evrenin eşiğindeki zorunlu dönüşümü de kavrar ve o yolda çözümleyici, demokratikleştirici adımları da atabiliriz. Sınırsız , denetimsiz bir serbest piyasa düzen'li düzensizliğinin yerine, küresel düzeyde denetlenen gerçek bir serbest piyasa düzeninin tüm kurum ve yapılarıyla hayata geçirilmesinin yolunu açabiliriz. Sistemi thusunamilerin yıkımından, kendimizi de kaba gücümüzün, emeğimizin kölesi olmaktan kurtarabiliriz. Kimsenin, gücün ve gücünün kölesi olmadığı, yaratıcı, üretici ve tüketici güçlerimizin bütünleneceği, sistemin bu yeni evresine, gerçek bir piyasa düzenine girebilmek, bu gerçekliği gören insanların, diğerlerine de gösterme, kavratma ve bu yolda ortak akıl yaratma becerilerine bağlıdır.
Ne G-7, ne G-8 ve ne de G-20 nin halledebileceği bir sorun değildir bu. Küresel, demokratik katılımla çözebilecek sistemin bu yapısal sorunları, gerçekliği tek gözleriyle kavramaya çalışan ve buna asırlardır alışan, solun da, sağın da dünyalarında çözülemez.Tepkisel yaklaşımlar ise, çıkmaz sokaklardır.
Çin, ya da Rusya ellerindeki dolarları, krizi fırsat bilerek bu kafayla değerlendirmeye kalkarlarsa, krizi daha da derinleştirebilirler. Fırsat kollayan kurtların sürek avına katılmakla, bu evre ve bu oyun sonlanamaz.
Yurdaer Erşan
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment