Sunday, July 12, 2009

Referans

Seyfettin Gürsel
G-8, 'her koyun kendi bacağından asılır' dedi ve dağıldı
11.07.2009

G-8 küresel krizden çıkış stratejisi ile küresel ısınmayı durdurmaya yönelik politikalarda anlaşma sağlayamadan dağıldı. Zirve, krizden çıkış için her ülkenin kendi özgün koşullarının belirleyici olduğunu salık verdi.

Bir G-8 Zirvesi daha geride kaldı. İtalya'nın depremzede kenti L'Aquila'da toplanan 7 büyük Batı ülkesi ile Rusya, içlerine de facto Çin'i katarak, etraflarına da Hindistan, Brezilya gibi gelişmekte olan büyük ülkeleri alarak krizden, İran'a, küresel ısınmadan Dünya para sistemine, Filistin'e yardımdan Doha serbest ticaret müzakerelerine en yakıcı küresel sorunlarını görüştüler. Ama resmi söylem bir yana, temel iki sorunda anlaşamadan dağıldılar. Bu iki sorun küresel krizden çıkış stratejisi ile küresel ısınmayı durdurmaya yönelik politikalardı. Eğer krizden bir an önce çıkılıp daha istikrarlı ve adil bir küresel ekonomi yaratılmaz, daha uzun vade de tüm insanlığı büyük bir kaosa sürükleyecek küresel ısınma durduralamaz ise, dünyanın yönetilemez hale gelmesi kaçınılmaz duruyor. Bu açıdan L'Acquila Zirvesi'nin bir arpa boyu yol aldığı söylenebilir ama başarılı olduğu kesinlikle söylenemez.

Her koyun kendi bacağından
Atalarımızın ünlü deyişini bilirsiniz: "Her koyun kendi bacağından asılır". G-8'in krizden ortak bir çıkış stratejisi oluşturma konusunda vardığı nokta, ya da varamadığı nokta, bu ünlü deyişle özetlenebilir. Alman Şansölyesi Angela Merkel, enflasyon korkusuna öncelik veren standart Alman yaklaşımına uygun olarak, para ve maliye politikalarının gevşeklik ölçülerinin orta vadeli bir bakışla ilkelere bağlanmasını istedi. Tercümesi şuydu: ABD panik yaparak muazzam miktarda dolar bastı ve devasa bir bütçe açığı verecek. Krizden çıkışın gecikeceği endişeleri iyice gevşetilmiş olan para ve maliye politikalarının daha da gevşetilmesine neden olabilir. Bu ortam AB üyesi kimi ülkelerin de (örneğin Fransa) gevşeme iştahını artırıyor. Bu gidişat büyük bir dolar enflasyonuyla sonlanabilir. Dünya para sistemi, özellikle de euro sistemi altüst olabilir.
Borwn ve Obama "bu tartışmanın şimdi sırası değil" diyerek Merkel'e karşı çıktı. Gerek ABD'de gerek İngiltere'de öncelik halen durgunluk. Krizin dibinin görüldüğünden ve çıkışın garanti olduğundan emin değiller. Obama, 2. bir teşvik paketine ihtiyaç duyabileceğini düşünüyor ve Merkel'in kuralları ile elini kolunu bağlamak istemiyor. Sonuçta G-8, "istikrar işaretleri görülse de, durum belirsizliğini korumakta, ekonomik ve finansal istikrar üzerinde önemli riskler varlıklarını sürdürmektedir" dedikten sonra, "krizden çıkış her ülkenin kendine özgü ekonomik koşullarına ve kamu maliyesinin durumuna bağlı olarak değişiklik gösterecektir" ilkesiyle her koyunun kendi bacağından asılmasına karar verdi.

Sorunlar ve tartışma sürüyor
Küresel düzeyde eşgüdüm yoksunluğu temel sorunların çözüm yoluna girmesini engelliyor. Almanların muhafazakarlığı paranoya olarak görülmemeli. Merkel'in endişeleri yersiz değil. Dolar yüzde 70 payla en büyük uluslararası para. Gerçi FED'in yürüttüğü gevşek para politikası konusunda geniş bir mutabakat var. Ortodoks iktisadın en önde gelen isimlerinden, Rasyonel Beklentiler kuramının babalarından Nobel ödüllü profesör Robert Lucas, İstanbul'daki sunumunda meslektaşı FED Başkanı'na, namı diğer "Helikopter Ben"e arka çıktı. Buna karşılık bütçe açıkları konusunda "yeni Keynesçiler" ile "yeni Klasikler" bölünmüş durumdalar. Yeni Klasik Okulu'nun Prescot gibi muhafazakar iktisatçıları, kamu harcamalarının etkisiz kaldığını ve orta vadede artan kamu borcunun kaçınılmaz olarak vergi artışlarını tetikleyeceğini ve sonuçta büyümeyi olumsuz etkileyeceğini savunuyorlar.
Almanların endişelerini bir başka açıdan Çinliler ve Ruslar da paylaşıyor. Onların dertleri dolar cinsinden biriktirdikleri ve biriktirmeye devam edecekleri rezervlerin gelecekteki değeri. Krizden çıkış için fazlasıyla gevşetilen Amerikan maliye politikası daha da gevşetilir ve orta vadede nasıl toparlanacağı bir plana bağlanmazsa, dolar enflasyonu kaçınılmaz hale gelecek. Dolar enflasyon ise rezervlerin satın alma gücünü eritecektir. Bu durumda Rusların petrol rantları ile Çinlilerin alın teri badem olur. İşte bu nedenle Çin ve Rusya dolar en büyük rezerv para olmaktan çıkarılsın istiyorlar. Bu çok çetrefil bir sorun ve ABD'nin işbirliğini gerektiriyor. Ama ABD bu tartışmaya katiyen yanaşmıyor ve "merak etmeyin enflasyon yaratmayız" diyerek durumu idare ediyor.


Küresel ısınma durdurulmalı
L'Acquila Zirvesi'nin önemli bir diğer tartışma konusu da küresel ısınmaydı. Durumun vahametini özetle hatırlatayım: Başta karbondioksit olmak üzere metan gibi sera etkisi yaratan gazlarının salınımı (SGS) nedeniyle dünyamız sanayi öncesi küresel ortalama ısıya kıyasla 0.8oC ısınmış durumda. Atmosferdeki mevcut SGS miktarı gelecek yıllarda ek 0.6oC'lik bir artışa daha neden olacak. Hiç bir şey yapılmazsa 2050'ye kadar ısının 4oC-6oC artması bekleniyor. Oysa, uluslararası uzmanlara göre dünyanın 2oC artıştan fazlasını kaldırması mümkün değil. Aksi takdirde iklimlerde ve okyanusların düzeyinde büyük değişiklikler meydana gelecek. Bu değişiklerin büyük kıtlıklara ve göçlere, dolayısıyla da çatışmalara hatta savaşlara neden olması kaçınılmaz. Kısacası Dünyanın 0.6oC ek ısı artışından fazlasına tahammülü yok.
Sorun şu: Sanayileşmiş ülkeler SGS'nin halen yüzde 40'ından sorumlular. Isınmaya yaptıkları katkı da giderek düşüyor. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin katıksı daha yüksek ve fosil enerji ağırlıklı büyüme nedeniyle artıyor. Sanayileşmiş ülkeler sanayileşmekte olanlara "biz fedakarlık yapalım ama siz de fedakarlık yapın" diyorlar. Onlar da "iyi yapalım da, fedakarlığın büyüğünü siz yapın çünkü sizin tuzunuz kuru, bizim daha sanayileşmemiz gerekiyor" diye yanıtlıyorlar. 2oC tavanını tutturmak için 2050'ye kadar SGS'nin toplamda yüzde 50 azaltılması gerektiği hesaplanıyor. Ancak ülkeler bu fedakarlığın nasıl paylaşılacağı konusunda anlaşamıyorlar.

Bardağın dolu tarafı
L'Acquila Zirvesi, bu yaşamsal sorun karşısında da çaresiz kaldı. Ama önce bardağın az da olsa dolu tarafından başlayalım. G-8 ülkeleri ilk kez 2oC tavan artış konusunda anlaştılar. Daha doğrusu en büyük ısıtıcı ABD nihayet bu anlayışa katıldı. Tabii Obama sayesinde. Bir değer iyi haber de sanayileşmiş yedi en büyük ülkenin 2050'ye kadar SGS'lerini yüzde 80 oranında azaltmaları konusunda prensip anlaşmasına varmaları oldu. Buna karşılık gelişmekte olanlardan da yüzde 50 azaltma istediler.
Gelişmekte olanlar ise haklı olarak 2050'nin çok uzak ve çok geç bir tarih olduğunu, 2020 için ara hedefler koymak gerektiğini savundular. Haklılar. SGS indirimlerinin önemli bölümünü gelecek yirmi yılda yapmak gerekiyor. Ama bu dönem aynı zamanda gelişmekte olanların büyüme, dolayısıyla SGS'ye katkılarının yüksek seyredeceği dönem. Dolayısıyla fedakarlığın büyük bölümünü gelişmişlerin yapması gerekecek. 2020 için iddialı hedefler konması konusunda Avrupa'da görüş birliği var. Zaten son AB zirvesinde bu yönde bağlayıcı kararlar alındı. Sorun ABD. Bir de SGS indirimleri için başlangıç yılının ne olacağı.

Hep birlikte batacağız
ABD'de Cumhuriyetçiler küresel ısınmaya inanmıyorlar ve ABD'nin bu işe bulaşmasına karşı çıkıyorlar. Bu nedenle 8 yıllık Bush döneminde ABD Kyoto'nun dışında kaldı. Obama ile ABD nihayet işbirliği yapmaya karar verdi. Temsilciler Meclisi'nden ısınma ile mücadelenin genel çerçevesini çizen bir yasa geçti. Ancak Senato onayı da gerekiyor. ABD'nin fedakarlık payı yüksek olmak zorunda. Bunu da Amerikalılara kabul ettirmek hiç kolay değil. Bu nedenle Obama daha fazla taahüdün altına girmek istemiyor. Başlangıç yılının ne olacağı konusunda da anlaşmazlık var. ABD 2005 olsun diyor. Almanya, büyük ısıtıcı Doğu Almanya'nın henüz devreye girmediği 1990 olsun diyor.
Sonuçta kürsel sıcaklık 2oC'den fazla artmalı genel ilkesi dışında sonuç alıcı bir anlaşmaya varılmış değil. Rus baş müzakereci Arkady Dvorkovich'in dediği gibi "Çin ve Hindistan olmadan bir yere varmak mümkün değil". Buna ben ABD'yi de ekliyorum. Avrupa'nın tek başına çabalamasının hiç bir anlamı yok. Zenginlerle zenginleşmekte olan en büyükler L'Acquila'da anlaşamadılar. Aralık ayında Kopenhag'da Kyoto Anlaşması'nın yerine geçecek yeni bir strateji oluşturmayı başarabilecekler mi? Çok kuşkuluyum. Korkarım ki, sonunda hep birlikte batacağız
.

G-8 küresel krizden çıkış stratejisi ile küresel ısınmayı durdurmaya yönelik politikalarda anlaşma sağlayamadan dağıldı. Zirve, krizden çıkış için her...

YORUM:

· 12.07.2009

G-8'in KOÇLARI, "HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR" dediler ve dağıldılar

İçinde yaşadığımız Sistemin yıllarca koçluğunu yapanlar, peşlerine taktıklarını, yine getirip, krizin hala karanlık arenasında, çaresiz bıraktılar. Herkesin, başının çaresine bakması gerektiğini söyleyerek, dağıldılar.Sanki, başka bir şey söylemeleri beklenirmiş gibi.
Tüm iktisatçıların teşhis ve tedavide bölük bölük bölündüğü, takım çantalarındaki reçetelerin, alet ve edevatın, pek işe yaramadığı bu seferki kriz, görünen o ki, hala dipsiz?
Ve gene görünen o ki, bugüne kadar kabul ettiğimiz ve dayandığımız paradigmalar, ön kabuller, ürettiğimiz tanım ve kavramlar, dönemsel olarak patlayan krizleri ve yol açtığı yıkımlarıyla sistemi, kavramamıza ve çözümler üretmemize el vermiyor. İçinde devindiğimiz sistemi, evrensel dayanağı ve açılımlarıyla kavramadan, oluşturduğumuz çatışan ve çelişen paradigmalar dünyasında, parçaladığımız sistemi kavramamız mümkün OLABİLİR Mİ?
Hele, tüm bu sistemsel yapılanmanın odağında yer alan, bugüne kadar görmezden geldiğimiz, kısmen tıp biliminde tanıyıp, iktisat iliminde de rakamlarda biçimlendirdiğimiz insanın, yaşadığı sistemle ilişkisini kavrayıp, tanımlayabilir miyiz? Belki buna gerek bile duymayız,bugüne kadar olduğu gibi.
A.Smith'ten, K.Marx'dan,J.M. Keynes'ten sonra, sistem dışına attığımız İnsanı, kendi bütünselliği ve zorunlu parçalanmışlığı içinde, bilimsel gelişmelerin tüm olanakları ve yeni bulguları ışığında tanıyıp, kavramadan, sistemsel yapılanmalar içersinde yer alan, zorunlu bütünlüğünü YENİDEN KAVRAYIP, KURMADAN, bu işlerin içinden çıkmak mümkün mü?L'Acquila değil, en yüce zirvelere de tırmansalar bu Koçlar, bu anlayış ve kavrayışın biçimlendirdiği yaklaşımlarla,sistemin krizlerinden, karanlık ve kanlı arenalarından kurtulmak mümkün değildir...
Yurdaer Erşan

No comments: